“Yirmi çaresiz adam olmamıza rağmen
Ledda’da, Ramla’da ve Celile’de.
Biz burada kalacağız
Yüreğinize çökmüş tuğlalar gibi
Ve boğazınıza
Bir cam kırıntısı, bir kaktüs gibi
Ve gözlerinize
Bir yangın gibi.
Biz burada kalacağız
Duvar gibi yüreğinize çökmüş
Bulaşık yıkayıp bu işsizlikte
Bar zırıltıları eşliğinde
Egemenlere içki sunup
Mutfaklarını temizliyoruz
Zehirli dişlerinin arasından
Bir lokma kapmak için çocuklarımıza.
Biz burada kalacağız
Yüreğinize çökmüş duvar gibi
Açız
Çıplağız
Karşı koyup
Şarkılar okumaktayız
Sokakları kızgın danslarımızla
süpürüyoruz
Asalet ve gururla dolduruyoruz
hapishaneleri
Çocuk doğuruyoruz inatla
Yazı yazmam için bana çiçek, kuş hürriyeti değil, içimdeki aşkın, deliliğin, oturmaz düşüncenin hürriyeti lazım. Küçücük hürriyetler değil, alabildiğine yüz verilmiş bir çocuk hürriyeti istiyordum.
İnsanlık bu güne kadar iki çeşit medeniyet yaratmış, diyor Ferrero: şiddete dayanan medeniyet, hileye dayanan medeniyet. Şiddete dayanan medeniyette, hayat kavgası kaba kuvvetle; hileye dayanan medeniyetlerde ise, kurnazlık ve aldatmaca yolu ile yapılır.