Zihni gayretler, belki bir hadde kadar, gizli olan mânâyı kendi sınırına davet edebilir. Fakat hangi akıl ve idrak, bir zevk ve şevkın istilasına uğramadan, kâh yanan, kâh sönen bu fikir kandiliyle, şu dünya karanlığında kaybını aramış da bulmuştur?
Çocukluğumuzda yaşadığımız bir hâtıra, çok defa senelerin zeminine gömülü yattığı kadar, haberimiz olmadan işlenir, gelişir ve hakîkî ifâdesini bulur. Biz ise onu kaybettiğimizi, unuttuğumuzu zannederiz ki bu hatıra, artık saklı olduğu yerde kalamayacak bir inkişaf gösterdiği gün, birdenbire câriyelikten sultanlığa yükselip fakir baba bucağını dolaşmaya gelen bir güzel gibi, kapımızı çalar.