Abdullah ibni Mes’ud (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem): “Bana Kur’an oku” buyurdu. Ben:
-Ey Allah’ın Rasulü Kur’an sana indirilmişken ben mi sana Kur’an okuyacağım! dedim. O da: “Ben Kur’anı başkalarından dinlemeyi severim,” buyurması üzerine Nisa suresini okumaya başladım. “Öyleyse hesap günü her topluluk içinden şahitler getireceğimiz ve seni de onlara şahid tutacağımız zaman...” (4 Nisa 41) anlamındaki ayete geldiğimde, “Şimdilik bu kadar okuman yeter” buyurdu. Bir de baktım gözlerinden yaşlar akıyordu.
Enes (Allah Ondan razı olsun), ben Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem)’i şöyle buyururken dinledim, dedi: Allah buyuruyor ki: “Ey Ademoğlu sen bana dua edip affedilmeni umduğun sürece sende bulunan günahlar ne kadar çok olursa olsun seni bağışlarım.
Ey Ademoğlu günahların yerle gökleri dolduracak seviyeye ulaşsa benden bağışlanmanı istersen seni affedip bağışlarım.
Ey Ademoğlu sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla fakat bana hiçbir şeyi ortak tutmamış olduğun halde huzuruma gelirsen ben de seni yeryüzü dolusu bağışlama ile karşılarım.” (Tirmizi , Deavat 98)
Ebu Musa el-Eş’ari (Allah Ondan razı olsun)'dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Allah bir ümmete rahmetle muamele etmek isterse o milletin peygamberini onlardan önce vefat ettirir.
Peygamberlerini ahirette onlara önder ve kılavuz yapar. Bir milleti de helak etmek isterse onlara azap gönderip canlarını alır ve peygamberlerini hayatta bırakır. Onun gözü önünde onları mahveder. Peygamberi yalanlayıp emrine karşı gelmeleri yüzünden onları helak ederek peygamberlerini de memnun ve teselli eder.” (Müslim, Fezail 24)
Ebu Necih Amr İbni Abese es Sülemi (Allah Ondan razı olsun) şöyle demiştir: Ben cahiliye döneminde iken insanların sapıklıkta olduklarını ve Allah’ın katında faydalı bir amel üzerinde olmadıklarını zannediyordum. Onlar putlara tapıyorlardı. Bu arada Mekkeli bir şahsın önemli haberler verdiğini duydum.
Hayvanıma binerek onun yanına geldim bir de ne göreyim Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) cüretkar kavminden gizlenmiş faaliyetini gizli yürütüyor. Onunla gizli görüşmenin yollarını aradım. Mekkede kendisine ulaştım ve: -Sen kimsin? dedim.
-Ben peygamberim, cevabını verdi.
-Peygamber ne demektir, deyince:
-Beni Allah gönderdi, dedi. -Seni ne ile gönderdi, deyince:
-Hısım ve akrabayı gözetip kollamak, putları kırmak, Allah’ın tek olduğunu kabul edip ona hiçbir şeyi ortak koşmamak vazifesiyle gönderdi, buyurdu.
-Sana bu işte yardımı olan kimler vardır? Dedim.
-Hür bir erkek ve bir köle cevabını verdi. O gün yanında Bilal ve Ebubekir bulunuyordu.
-Sana bende uyup yardım için yanında kalmak istiyorum.
-Senin bu işe bugün için gücün yetmez, benim halimi ve ortalığın durumunu görmüyor musun? Şimdi sen kavmine dön, ne zaman benim İslamiyeti açıkça yaymaya başladığımı duyarsan o zaman yanıma gel, buyurdu.
Ben ailemin yanına döndüm. Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) Medine’ye hicret etti. Ben ailemin yanında kalıp onun haberlerini elde etmeye gayret ediyordum. Medineden gelenleri soruyordum, Derken Medinelilerden birkaç kişi geldi. Onlara: -Medine’ye gelen zat ne yaptı, diye sordum. -Halk ona koşuyor, kavmi onu öldürmek istemiş başaramamış dediler.
Bunun üzerine Medine’ye gelip Peygamberin yanına girdim ve: Ey Allah’ın Rasulü beni tanıdınız mı? dedim. -Evet Mekke’de sen benimle buluşmuştun, dedi. Ben de:
-Ya Rasulallah Allah’ın sana öğrettiği ve benim bilmediğim şeyleri