Korkarak, titreyerek, tetikte, bütün tüylerim diken diken olmuş bir durumda okuyorum mektuplarını... Odamdaki ekmek kırıntılarını kapmaya gelen serçeye benziyorum.
Bir yağmur damlası olup gökyüzünden damlasam
Dolup taşıp nehirlerden denizlere çağlasam
Balıklarla oynaşıp martılarla ağlasam
Güneşin doğuşuyla tekrar göğe uğrasam
Ya bir gün olur da parçalanıp içimden
Fırlasa ayrı yerlere oksijen ve hidrojen
Geçse bir yanım bir mısır tanesinden
Diğer yanım koklansa bir tarla faresinden
Dönüp dolaşıp birgün kendimi bulsam yine
Düştüğümüz o anda farenin midesine
Dolaşıp vücudunda hazırlansam düşmeye
Bir böceğin eliyle gülleye dönüşmeye
En sonunda düşünsem ben kimim ve nerdeyim
Eskiden göklerdeyken şimdi neden yerdeyim
Bir damla su olmayı düşleyen bu benliğim
Dönüşünce bir boka yine aynı ben miyim
“Bahçecilerin bahçecilik işinde gösterdikleri olağanüstü beceriye, öylesine yetersiz malzemeyle öylesine harika sonuçlar elde etmelerine şaşanları çok gördüm; oysa bu çok basit bir hünerdi, sonuçtaki ürün açısından hemen hemen bilinçsizce yürütülen bir işti. Her zaman en iyi cinsi yetiştirmeye dayanıyordu, en iyi cinsin tohumları ekiliyor, biraz daha iyisine rastlanırsa o seçiliyor ve bu iş böylece sürüp gidiyordu.”
Çilek ve ahududu için de ardıçkuşlarıyla ve taneli meyveleri seven başka kuşlarla yarışmak gibi bir sorunumuz vardı. Evet, Romalılar bahçelerinde çilek yetiştirmiyor değillerdi. Ama Avrupa’daki milyarlarca ardıçkuşu, akla gelebilecek her yere (bu arada Romalıların bahçelerine) dışkılarını yapıp dışkılarıyla birlikte çilek tohumları saçarken, çileklerin ardıçkuşlarının istediği gibi küçük kalmasından, insanların istediği gibi büyük olmamasından doğal bir şey yoktu. Ancak son yıllarda kullanılan koruyucu ağlar ve seralarla ardıçkuşlarıyla başa çıkmayı ve kendi ölçütlerimize göre çilek ve ahududu üretmeyi başardık.
meşe ağaçları sincaplara uygun tat ve büyüklükte yemişleri olacak şekilde evrimleşmişlerdir -sincapları meşe pelitlerini toprağa gömerken, kazıp çıkararak yerken görmüşsünüzdür. Ara sıra bir sincabın kazıp çıkarmayı unuttuğu bir pelitten bir meşe ağacı boy atar. Her yıl milyarlarca sincabın hepsinin, meşe ağaçlarının büyümesine elverişli ne kadar nokta varsa gerçekten de hepsine saçtığı yüzlerce meşe peliti arasından biz insanlar istediğimiz meşeleri seçme şansını bulamadık. Ağaçların yavaş büyümesi ile sincapların hızlı hareket etmelerinden doğan sorunlar belki yaban ağaçlar olarak sert kabuklu meyvelerini Avrupalıların çok kullandıkları kayın ağaçlarıyla Amerikan yerlilerinin çok kullandıkları Carya ağaçlarının da niçin evcilleştirilmediğinin açıklaması olabilir.