Yunanlı bir yazarın kitabını ilk defa okuyorum.Genel anlamda güzel bir kitap Hayatın amacını sorgulayan,Dünyaya ait her güzelliği yeni görüyormuş gibi etkilenen bir karakteri anlatmış kazancakis Örnek olarak Bir adama, çiçek açmış bir ağaca, bir bardak serin suya da bakarak aynı biçimde gözlerini yumup sorar. Zorba her şeyi, her gün ilk kez görmektedir.
ve bir çok kitapta geçen mutluluğun formülü ‘’An’ı’’ yaşamak bu kitapta da var“Artık dünküleri hatırlamaktan, yarın kileri istemekten vazgeçtim; şimdi, şu anda ne oluyor, o ilgilendiriyor beni.”
Yazarın Kömür işletmesi için Girit’e giderken Zorba ile tanışması ve sonrasında gelişen olaylar da özgür biri olarak karşısına çıkan Zorba ile başından geçenleri ve kendi hayatını sorguya çekmesini anlatıyor.
Zorbayı normal şartlarda tanısak modern diye adlandırdığımız toplumda kimsenin kaile alacağını zannetmem.Çapkın,Hayatın kurallarını yok sayan,kafasının estiğini yapan bazen de Tanrıya isyan eden bir kararkter.
En güzel alıntılardan bir tanesi İnsanoğlunun yaşlı iken değil Genç iken bir şeylerin farkına varması ‘’Tam ve namuslu düşünceler, sessizlik, ihtiyarlık ve dişsizlik ister. Dişsiz olduğun zaman: «Ayıp çocuklar, ısırmayın!» demek kolaydır. Ama, otuz dişin olunca... İnsan gençliğinde canavardır, evcilleşmek bilmez canavardır ve insan yer. ‘’
Tabiatın seslendiğini ve bizlere bir şeyler anlatmaya çalıştığını şu sözlerle belirtiyor
"Patron," dedi, "taşların, çiçeklerin, yağmurun söylediklerini bir bilseydik! Belki bağırıyorlardır, bağırıyorlardır bize de işitmiyoruzdur. Nah işte, tıpkı bağırdığımız halde, onların da bizi duymadığı gibi. Dünyanın kulakları ne zaman açılacak patron? Ne zaman gözlerimiz açılacak da göreceğiz? Taşlar, çiçekler, yağmur ve insanlar, kucaklarımız ne zaman açılıp birbirimize sarılacağız?