siinem

8/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2025 9. kitabı
Puslu Kıtalar Atlası, İhsan Oktay Anar'ın kaleminden okuduğum ilk kitap. Kitaba ilk başladığımda her bölümün farklı bir şeyler anlatması başta kafamı karıştırdı ve ne tür bir kitap olduğunu anlayamamıştım. Dilinden ve bu karmaşadan dolayı kitaba ara vermeyi düşünsem de daha sonra beni kendine iyice çekti ve başından kalkmadan göz açıp kapayıncaya kadar bitti diyebilirim. Yani kitabın başında sıkılanlar olursa bırakmadan okumaya devam etmesini kesinlikle tavsiye ederim. Benim nezdimde farklı konusuyla dikkat çekici, dokunaklı, şaşırtıcı ve güzel bir eserdi. Bünyamin'i kardeşim gibi benimsedim diyebilirim. Çektiği acılarla kahroldum, üzüldüm. Sarılmak ve her şeyin iyi olacağını ona söylemek istedim. Uzun İhsan Efendi'nin düşlerini okumak, onun düş dünyasında kaybolmak çok güzeldi. Tabii Uzun İhsan efendi de yazarın ta kendisiydi.
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·57 syf.··
Beğendi
·
2025 7. kitabı
Kitabın başından sonuna kadar ağladım diyebilirim. Belki Kafka'yla bu kadar benzer yan bulmamdan bilemiyorum. Ama kitabı okudukça, cümleler ardı sıra geldikçe içim parçalandı. Kendi hayatımdan sahneler gözümün önüne geldi. İçine doğduğumuz aile bu hayatta seçemeyeceğimiz şeylerden bir tanesi bir diğeri de ölümümüz. Bazı çocuklar bu kadar şanslıyken bazıları neden şanssız bilmiyorum. Sorsan, baksan bu çocuğa şunu yapıyorlar diye gösterebileceğin, söyleyebileceğin spesifik tek bir şey yok. Ama ruhu yaralanıyor. Ve bunu öyle bir ailenin içine doğmamış kimse anlayamıyor maalesef. Ben de bütün bana benzeyen çocuklar gibi şanslı olanlarınki gibi bir ailede büyümek isterdim. Kitap duygularımı bu kadar dışa vurduğu için yarısında kapatıp bırakmak istedim. Her cümle bir öncekinden daha da kendimi hatırlatıyordu çünkü. Ama ağlaya ağlaya bitirdim, bırakamadım. Beni en çok etkileyenler içinde de bir sıraya oturdu. Mutlaka okumayı deneyin belki siz de ruhunuzdan parçalar görürsünüz.
Babaya MektupFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202254,1bin okunma
7/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
! SPOİLER ! İncelememe şöyle başlamak istiyorum ki "ON DÜN ÖNCEKİ KIZ" beni "OTUZ YEDİ" kadar etkileyemedi diyebilirim. Ama yine de mükemmel bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sezin'in ikinci kitabı olmasına rağmen dili o kadar akıcı ki, aynı şey ilk kitabında da mevcuttu. Kitap beni inanılmaz bir şekilde içine çekti. Biraz daha biraz daha derken ne ara bitti gerçekten anlamadım. Ben de Leyla'yla birlikte o acıyı çektim, Müphem maceralarına ortak oldum, onunla beraber endişelendim. Kesinlikle çok akıcı ve güzel bir kitaptı diyebilirim. Kitabın sonu için de tahmin edilebilir diyemeyeceğim gerçekten. Atlas'ın motorlu çocuk olduğunu tahmin etmiştim ama ben bunu Leyla'nın öğreneceğini zannediyordum. Sonu gerçekten sürpriz oldu diyebilirim. Ve her birimiz hayatımızı değiştirmek için çaba verirken aslında bu kötü hadiseleri kendi başımıza getiriyor olmamız inanılmaz korkutucuydu diyebilirim. Son söylemek istediğim şu ki kitabı okurken kendimi Leyla'yla çok bağdaştırdım. Evet ben de olsam bunu yapardım dediğim çok yer oldu, bunun karakteri benimsemek açısından çok çok önemli olduğunu düşünüyorum. Kitaba girip Leyla'ya, annesine, babasına, Yağmur'a, Atlas'a, Barlas' a hepsine kocaman sarılmak istedim.
On Dün Önceki KızSezin Karameşe · İnkılâp Kitabevi · 20231,024 okunma
8/10
·58 syf.··
2024 18. kitabı
Jack London'un bizi alıp buzullara götürdüğü bu eserlerini o kadar seviyorum ki. Her birinde ayrı heyecan, ayrı merak, ayrı duygular... Ama değişmeyen bir şey var ki beyaz ve soğuk. Kitabı okurken dört yanımın karla ve buzla kaplı olduğuna ben de inandım. Ben de sonsuz beyazlık içinde kayboldum. İliklerime kadar üşüdüm, ısınmak istedim. Her üç hikayede de okuduğum karakterler gibi benim de ellerim, ayaklarım, burnum ve yanaklarım buz tuttu diyebilirim. Kitabın bize temel anlatmak istediği şey neydi bilemiyorum ama benim çıkardığım anlam egosuna yenilen insanların hazin sonunu okumam oldu. Herkes en iyi olduğu konuda hiçbir sorun çıkmaz diyip kafasının dikine gidebiliyor maalesef. Sürücüler, yüzücüler, bu kitapta okuduğumuz karaktarler... O soğukta dışarı tek başına çıkmamaları gerektiğini kendileri de biliyor gayet ama güçlerini ispatlamak inandıyla çıkıyorlar yola ve daha sonra elsiz, ayaksız kalsalar da yaşamak isterken buluyorlar kendilerini. Bir kez daha anlıyoruz ki insanın egosu yine en büyük düşman insana. Yine şuna değinmek istiyorum ki her iki "Ateş Yakmak" hikayesindeki karakterler artık donacaklarını anladıklarında yürüyemez hâle gelene kadar tabiri caizse deli gibi koşturmaya başlıyorlar. Bu tabi ki ısınmak için akla ilk gelecek şeylerden bir tanesi. Ama insan sonu çıkmaza giren her konuda kendini deli gibi ordan oraya atmıyor mu zaten. İnsan sonunun geleceğini hissettiğinde elindeki her şeyi döküyor ortaya, neyi varsa kullanıyor kendini ayakta tutmak için. Yani kısa olmasına rağmen hem beni ürperten hem de düşündüren bir kitaptı kendisi. Satır aralarında hem kendim aciz biriymişim ve donarak ölecekmişim gibi hissettim hem de o an orada bulunup o insanlara bir ateş yakarak el uzatmak istedim.
Ateş YakmakJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202516,2bin okunma
7/10
·140 syf.··
2024 17. kitabı
Selvi boylum al yazmalım aslında bize tanıdık bir eser. Kadir İnanır ve Türkan Şoray ne de güzel oynamış, İlyas ile Asel'in duygularını geçirebilmiş bize. Bu kitabı görene kadar bu eserin Cengiz Aytmatov'un eseri olduğunu da bilmiyordum, hatta Türkan Şoray okuduktan sonra çok beğenip filme dökülmesi için öneride bulunmuş bunu da bilmiyordum. Gelgelelim İlyas ile Asya'nın hikâyesini izlemek ne kadar zevk verdiyse İlyas ile Asel'in hikayesini okumak da bir o kadar zevk verdi bana. Gözlerim dolu dolu kitabın kapaklarını kapadım diyebilirim. Kitabı okuyup bitirdikten sonra bunca zamandır "Büyük Aşk" olarak gördüğümüz hikayenin aslında o kadar da büyük olmadığını gördüm diyebilirim. İki genç bir hevesle iki üç görüşmeden sonra kaçıp bir yuva kurmaya çalıştılar. Yine de onların o ilk tanışma sahnesini okurken bile yüzümde bir gülümseme içimde bir sıcaklıkla okudum diyebilirim. İlyas başta Asel için mükemmel biriydi. Ama karşılaştığı ilk sorunda önce kendi benliğinden daha sonra Asel'den, evden, ailesinden kopardı kendini. Kendini suçlu hissettiği için daha da batağa saplandı ve belki yine Kadiçka'ya karşı kendini suçlu hissettiği için Asel'i onunla aldattı. Asel onu terk edip gittiğinde bile Kadiçka'yı alıp kendine yeni bir hayat kurmaya çalıştı. Asel' i aramayı hiç düşünmedi. Oysa ne kadar çok seviyordu, aşıktı ona. Aslında kitap boyunca Asel hep yalnızdı bence. Yalnız başına o evin içinde oğlunu büyüttü, bir kez olsun sitem etmedi İlyas'a. Ve en sonunda da sessizce terk etti kendinin ve oğlunun yalnız yaşadığı o evi. Kitap boyunca Asel 'in yalnızlığını kalbimde hissettim ta ki Baytemir'le karşılaşıncaya dek. İlyas'ın son hâli ise yapılan onca hatanın geriye dönüleyeceğini gösterdi bana. İlyas'a olan kızgınlığımdan kendimi "oh olsun sana" derken buldum adeta. Yani demem
Selvi Boylum Al YazmalımCengiz Aytmatov · Ketebe Yayınları · 202113,6bin okunma