ben yalnız antikalara değil, ölümlere de meraklıyımdır. antika toplamaktaki tutkum kadar ölüm toplama tutkum da büyüktür. ama ölümleri böyle sergileyemem tabi. belleğimde toplarım, sonra sık sık düşünürüm unutmamak için. antikalarımın tozlanmalarına nasıl izin vermezsem, ölümlerimi de unutuşun küllerine terk edemem. bütün ölümleri belleğimde, oldukları gibi taptaze saklarım.
kapalı kapıları olan bir odada aşık olmak daha kolaydır. bütün dünya tek bir odaya sığdığında. ve tek bir insana. ama kapılar sonsuza dek kapalı kalamaz.
eskiden hiç beklememesine rağmen, beklemenin hayalini kurmamasına rağmen, hayal kurmak için beklememesine rağmen bekliyor. artık bekliyor. birinin atış yapmasını. birinin kalbini delmesini. hatırlandığını bilmeyi.
bebekliğin bilinçsiz büyüsünden, çocukluğun düşüncesiz güveninden, ergenliğin güvensizliğinden, sonra kuşkuculuktan, sonra inançsızlıktan geçip, nihayet yetişkinliğin 'eğer' diyen derin düşünceli hareketsizliğinde durmayız. bir defa devri tamamlandıktan sonra, onun izini yeniden takip ederiz ve ebediyen bebek, çocuk, yetişkin ve 'eğer' oluruz.
insan okyanusun teninin dingin güzelliğine ve parlaklığına bakarken, altında şiddetle çarpan kaplan yüreğini unutur ve bu kadife patinin uzun, sivri, amansız bir diş gizlediğini hatırlamak istemez.