hanabi

modernite kaosuna karşı uyuşuk direnç
10/10
·617 syf.·
2026 20. kitabı
daha iyisini okuyana kadar en iyisi bu. uzun süre en sevdiğim klasik olarak kalacak oblomov. iki yıl önce kitaba başlayıp yarım bırakmıştım, tamamen kendi hazır bulunamayışımdan ötürüydü. doğru zaman geldiğinde bir çırpıda zihnim bilincim hayran kalarak bitirdim oblomov'un hüzünlü ama bir o kadar saygı duyduğum hikayesini. karmaşanın bir yerlere sürekli koşturmanın toplumun normlarına ayak uydurma çılgınlığının bıraktığı yorgunluk dahiyane bir anlatımla sunulmuş. zamansız bir şaheser. batılılaşma ve modernite karşısında doğu tablosu olarak yazılmış olsa da günümüz postmodern ve kaotik sanal dünyası karşısında dingin ruhların da kendini bulabileceği bir karakter oblomov. tembelliği bir rahatsızlık olarak değil bir direniş olarak okudum ilya'nın hayat evreleri boyunca. evet tek tepki bu değil ama bu da bir tepki. kaosa karşı boşvermişlik. bu anlamda karaktere kızan bir okuyucu olamadım. hatta çoğu zaman hak verdim. karakterlerin aşk tasavvurları değişim ve kabulleniş karşılaştırmasında çok iyi anlatılmıştı. ideal aşk ve akışta kendini bulan sevgi olarak yorumladım kendi açımdan. bu hikayede kazanan akış oldu ve oblomova tam da uyan bir seçenekti bence. ilişki dinamikleri açısından en sevdiğim oblomov-zahar ikilisiydi. küçüklüğünden beri sadık bir uşak olan zahar bir anlamda oblomov'un da mini yansıması veya tersi çünkü ikili birbirinin içine geçmiş bir ilişki yumağındadır hikaye boyunca. ikisi de mızmız, ikisi de iş yapmayı sevmez, tek başına var olmayı beceremeyen, ikisi de uyuşuk olduğundan yaşananları okumak eğlenceliydi. biri soylu diğeri hizmetçi olsa da ikisi de aynı hastalığın taşıyıcısı, esasında oblomovizmin bir sınıf meselesi değil, bir zihniyet meselesi olduğunu ve bu zihniyetin efendiyle uşağı aynı şekilde rezil edebileceğini görürüz. oblomov alelade bir
Oblomovİvan Gonçarov · İletişim Yayınları · 201949,9bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
8/10
·304 syf.·
2026 13. kitabı
küçük ve yoksul bir sokak arasından mısır toplumunun açık ve bence hüzünlü yüzünü dünyaya gösteren necib mahfuz, midak sokağından bizlere birkaç insan portresi çizmiş. buruk bir his bırakan portreler, belki de şimdilerde okuduğum için bende böyle bir his oluşturdu. ikinci dünya savaşından sonra, ingiliz etkisinin toplumun iliklerinde hissedildiği bir dönemde küçük bir sokakta yaşayan bir avuç insanın dünyadan ve hayattan beklentilerini ve bu beklentiler doğrultusunda yürüdükleri yolları görüyoruz. detaylı ve kapsamlı değil, bir sokaktan geçerken pencereden görebildiklerimiz kadar. bu anlatı tarzı o anlamda hoşuma gitti. yoksulluğun ortasında insanlar hayal kurmaya devam eder, vizyon farkıyla. midak sokağında bu vizyon farkını çok keskin bir şekilde görüyoruz. bu kimisi için refah hayat kimisi için evlilik kimisi için toplum normlarında bir düzen sürdürmek olmuş. fakirliğin gölgesinde düşüncelerin nasıl şekil alabildiğini okuyoruz. bu çıplak anlatım aslında insan zihninin çevresel sınırları içerisinde nasıl aksiyon aldığını göstermiş okuyuculara. muhtemelen o toprakların insanları bağ kuracak daha çok detay bulmuştur. karakterleri okurken yargılama veya değerlendirme yoluna gidemedim sadece okudum ve yürüdükleri yolda düşüncelerine eşlik ederken kimi zaman üzüldüm kimi zaman başka çaren olmadı sen de haklısın diyerek dışarıdan bakan bir göz olarak kalmaya devam ettim. mahfuz'dan okuduğum ilk kitap, toplumunu bu kadar iyi tanıyan ve betimleyen bir yazar olması beni gerçekten etkiledi anlatımının duruluğunu çok beğendim.
Midak SokağıNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20201,771 okunma
7/10
·272 syf.·
2025 114. kitabı
kuşaklar arası aile hikayesi anlatan romanları seviyorum. nereden olduğu fark etmez aile okumak insana hem benzer hem yabancı duygular yaşatabiliyor aynı anda. aşağı yukarı bir ayna gibi ama tam ayna da değil çünkü herkesin arka planı farklı. bu kitabın özellikle ilk ve son kısmını sevdim. bu türde daha önce birkaç ülkeden okumalar yapmıştım ama ilk kez hintli bir aile yapısı okudum. ortak nokta bulabildim mi? pek söylenemez. ama başkasının hikayesini dinlemek gibi, hoşuma gitti.
Sahipsiz Bir YasAmmar Kalia · Dedalus Kitap · 202518 okunma
Savaş ve Kadın
10/10
·400 syf.·
2025 14. kitabı
tarihin, sanki bir peri masalıymış gibi geçmişin raflarına saklamaya çalıştığı ancak günümüzde hala, aynı acı tonda gözümüze kulağımıza çığlıklarla haykırılan acımasız gerçeği.. savaş. üzerinde ne kadar düşünürsem düşüneyim empatimin yeterli olmayacağına inandığım bir realite. bu yüzden kitaplar, bu kitaplardaki kelimeler, başkalarının hikayeleri, başkalarının gözyaşları, hıçkırıkları, mücadeleleri biraz olsun anlamama yardımcı oluyor. göremediğim, bilmediğim, hiç denk dahi gelmediğim pencerelerden bakmama izin veriyor. radva aşur, yazarımız, arap edebiyatinin altın kalemlerinden, kimi kesimlerce feminist olduğu için sevilmeyen ancak her zaman ortadoğu kültürüne ve kadınlarına sahip çıkarak mücadele etmiş çok değerli mısırlı bir edebiyat ustası. kendisine dair çokça yorum görüyordum ancak bu ondan okuduğum ilk kitabı oldu. tanturalı kadının hikayesi, filistin'de 1948 yılında başlayan ilk katliamlar ve soysuz siyonist oluşumun insanları evlerinden çıkarmasıyla başlıyor ve yıllar içerisinde ömründe biriktirdiklerini bize anlatıyor. savaşın acımasız yüzünü, vatanının badem çiçeklerinden koparılan bir kadının hüzünlü kalbinden okuyoruz. kaybettiklerinin karşısında çaresizliği, suskunluğu, öfkesi, ince sitemleri.. hayat nereye savursa da kahvesini içecek vakit bulunca onu en iyi şekilde pişirmeye özenen tanturalı kadın. ayı dili konuşsalar da başka topraklara sığınanların bakışlarla, yaşam alanlarıyla nasıl ötekileştirildiğini görüyoruz. iltica yeni bir mesele olmadı hiçbir zaman. hayatın akışında tanturalı kadınının başına gelen her şey radva aşurun duru kaleminden sergileniyor. benim en çok hoşuma giden iki detay vardı kitapta. ilki, böyle acımasız zalim bir felaketi bir kadının gözünden okumak. daha önce aynı temada kitaplar okumuştum ama ortadoğulu kadınların
Tanturalı KadınRadva Aşur · Ketebe Yayınevi · 2025752 okunma
birkaç nağme
8/10
·96 syf.·
2025 12. kitabı
her yazarın öykü türüne okunabilir eser kazandırabileceğini düşünmüyorum. çok büyük bir usta roman yazarı öyküler söz konusu olunca çuvallayabilir bence. öte yandan bazı yazarlar var ki tam bir öykü gurmesi, hikaye anlatıcılığı ustası oluyorlar. ben böyle yazarları okumayı seviyorum. ara nağme 17 öyküden oluşan minik bir kitap. öyküler kısa ve akıcı bir dille yazılmış. mizahsen bir üslubu var fuat sevimay'ın, okuyucu kendini bir anda öykünün parçasında bulup o duruma gülümserken bulabiliyor. aynı zamanda ince bir hüzün anlatısı var, bunun tam da milletimizin rengi olan bir hüzün olduğunu düşünüyorum o yüzden anlatımı gerçekçi geliyor ve etkileyici oluyor benim içim. bu öykü kitabı öyleydi. öykülerden inanılmaz hayat anlam arayışları beklemem zaten bir sokaktan geçerken pencerelerine bakıp da evleri merak ederiz ya sanki fuat sevimay bize o pencerenin ardında merak ettiğimiz o herhangi bir hayatın herhangi bir parçasını gösterip yoluna devam ediyor. bunu gerçekten seviyorum tatlı hüzünlü hayatlarımız gibi hissettiriyor. son olarak, kitapte en sevdiğim öykü emel'i beklerken oldu. o bakış açısından yapılan anlatımları daha çok okumak istiyorum özellike son birkaç okumamdan sonra ama spoiler olmamasi için burayı daha çok açmayacağım. merak edenleri kitaba alabiliriz.
Ara NağmeFuat Sevimay · İthaki Yayınları · 2024253 okunma