küçük ve yoksul bir sokak arasından mısır toplumunun açık ve bence hüzünlü yüzünü dünyaya gösteren necib mahfuz, midak sokağından bizlere birkaç insan portresi çizmiş. buruk bir his bırakan portreler, belki de şimdilerde okuduğum için bende böyle bir his oluşturdu.
ikinci dünya savaşından sonra, ingiliz etkisinin toplumun iliklerinde hissedildiği bir dönemde küçük bir sokakta yaşayan bir avuç insanın dünyadan ve hayattan beklentilerini ve bu beklentiler doğrultusunda yürüdükleri yolları görüyoruz. detaylı ve kapsamlı değil, bir sokaktan geçerken pencereden görebildiklerimiz kadar. bu anlatı tarzı o anlamda hoşuma gitti. yoksulluğun ortasında insanlar hayal kurmaya devam eder, vizyon farkıyla. midak sokağında bu vizyon farkını çok keskin bir şekilde görüyoruz. bu kimisi için refah hayat kimisi için evlilik kimisi için toplum normlarında bir düzen sürdürmek olmuş. fakirliğin gölgesinde düşüncelerin nasıl şekil alabildiğini okuyoruz. bu çıplak anlatım aslında insan zihninin çevresel sınırları içerisinde nasıl aksiyon aldığını göstermiş okuyuculara. muhtemelen o toprakların insanları bağ kuracak daha çok detay bulmuştur.
karakterleri okurken yargılama veya değerlendirme yoluna gidemedim sadece okudum ve yürüdükleri yolda düşüncelerine eşlik ederken kimi zaman üzüldüm kimi zaman başka çaren olmadı sen de haklısın diyerek dışarıdan bakan bir göz olarak kalmaya devam ettim.
mahfuz'dan okuduğum ilk kitap, toplumunu bu kadar iyi tanıyan ve betimleyen bir yazar olması beni gerçekten etkiledi anlatımının duruluğunu çok beğendim.