hanabi

bir süredir ölümü düşünüyordum. işleyişini ya da nasıl öldüğümüzü değil, daha çok beni ben yapan o sayısız eylemin, ben gittikten sonra kimlerin hafızasında nasıl yer edeceğini. herkesin üzerimde bir hak iddia edişini. herkesin kendi versiyonunu yaratacağı o yaşam parçacıklarımı.
Reklam
bana bakmadan geçip giden insanlar, kara kalem çizimlere benziyordu. ılık rüzgarla uçup gidecekmiş gibiydiler ama bu sıradan kağıt farkında olmadan tenimi hafifçe kesiyordu.
yaşamımı kendi yarattığım bir şeyin içine sabitlemek zorunda olmanın nasıl bir şey olduğunu biliyordum. üzerinde çalışabileceğim, bitmez tükenmez bir soruna gereksinim duymanın ne demek olduğunu çok iyi biliyorum çünkü öteki seçenek başa çıkılamaz bir huzursuzluktur.