hanabi

birbirimizde açtığımız yaralara ya da belki her seferinde biraz daha büyüyen, derinleşen aynı yaraya bir çocuk, iki çocuk diktik ve çocuklarımız bu yaralardan büyüyecek.
Reklam
yas, düşüncelerimde ve bedenimde yaşamak için en uygun koşulları bulmuş gibiydi, orada sanki bir seraydı. en uygun koşullar altında yetiştiriliyordu, onu sulamaktan, onunla ilgilenmekten kendimi alamıyordum. sanki sırf bunun için, sevmek ve yitirmek için, sevmek ama özellikle yitirmek için yaratılmıştım.
"seni sevmez miyim zannediyorsun Nazan?" o sevgiden bahsederken hiçbir zaman ciddi bir yüz takınmaz, hep alaylı gülümserdi. "hiç düşünmedim... zaten mesele senin beni sevmende değil ki." "ya nerede?" "benim seni sevebilmemde. ben seni sevmedikten sonra, sen beni istersen sev, istersen sevme. bunun değeri ne olur? senin değerin, benim sana izafe ettiğim değer, öyle değil mi?"
sevmesini bilmeyen insan nefret etmesini de bilmez. bu nevi duygular kalbine uğramamıştı. duygularının ne sivri volkanları ne de uçurumları vardı. ruh alemi düz bir ova gibi yeknesak ve sıkıntılıydı ve varlığı tıpkı bir kutup ovası kimsesizliği ve soğukluğu içinde yaşardı.
Reklam