hanabi

savaş sana çok şey öğretir. bunların ilki, duyu yetinin keskinleşmesi ve ateş atıldığı yerin yönünü tayin edebilmek için dikkat kesilebilmendir... ikincisi, bir miktar teslim olup ancak ölçüyle korku yaşamandır... üçüncü olarak da savaş sana evini terk etmek zorunda kaldığında önemlinin önemlisini yanına almayı öğretir. bir şişe su mesela... kesin olan şu ki savaşın sana öğrettiği dördüncü, beşinci, altıncı şey de var.. ama önce de öğrensen sonra da öğrensen her zaman öğrendiğin 'tahammül' oluyor. bekliyor ve dayanıyorsun, başka türlü olsa dengen altüst olur, kısaca delirirsin.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
beklemek böyle olmaz, beklemek hayatla birlikte ayrılmadan durur, alternatifi yoktur. tren istasyonunda beklerken, aynı zamanda seni doğu, batı, kuzey, güney yönüne doğru götüren trenlere binebilirsin. çocuk doğurur, onları büyütürsün, eğitim alır işe girersin, aşık olursun ya da ölülerini gömersin. başına göçmüş evini yeniden tamir edersin veya yeni bir ev inşa edersin. tüm bunları istasyonda durmuş bekliyorken yaparsın. sen neyi bekliyorsun?
birinin hikayesinde olup bitenleri bir mendilde biriktirip kese yapması, sonra elini içine atıp çıkardığı şeyi göstererek diğerlerine, 'işte bu benim hikayem, dünyadan nasibim bu' diyebilmesi mümkün mü? tabiatı gereği başkalarının hayatlarıyla iç içe geçmiş olan bir ömrün hikayesi, bütünüyle nasıl anlatılır?
şaşırıyorum. soruyorum, bir kadın tesadüf eseri, sadece ve sadece tesadüf eseri hayatta kaldığını hissederse ne yapardı? dünyada nasıl bir yol izlerdi? bütün seneleri, ayları, günleri, bütün bu yaşadığı acı tatlı anları boyunca eğer varoluşu, sadece garip bir kaderin, rastgele fazlalık bir hareketinden ibaretse, dünyada nasıl bir yol izlerdi?