Kadınlık anatomik bir gerçeklik, ama aynı zamanda bu anatomik gerçekliğin ve bu gerçekliğe eşlik eden dürtülerin bileşimiyle ortaya çıkan bir ruhsallık var. Bir de tabii tüm bu psiko-cinselliğe eşlik eden, onu biçimlendiren toplumsallık var. Küçük kızın, genç kızın ve daha sonra kadının toplumların, toplulukların imgeleminde belirli ve belirlenmiş bir yeri var.
Kant kadının erkeğe üstünlüklerinin kaynağının medeniyet değil, doğası olduğuna dair örnekler verir. Kadının evcil hayvan konumunda olduğu ilkel toplumlarda, poligaminin meşru olduğu barbar toplumlarda bile erkeğin gözdesi olan kadının onu denetim altına almayı bilen, yani kadınsı üstünlüklerini kullanabilen kadın olduğunu söyler.
İnsanlar en nazlı ölçütlere göre sınıflandırılabilir: mizaçlarına göre; eğilimleri, düşleri ya da salgı bezlerine göre... Kravat değiştirir gibi fikir değiştirilir; zira her fikir, her ölçüt, dışarıdan, zamanın biçimlenişlerinden ve tesadüflerinden gelir.
Vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma iç güdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. Her insan, kendinin bir şey önereceği anı bekler: Ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz...