Belki hepimizin içinde kötü ve çirkin seylerin filizlenip güçlendiği gizli bir havuz vardır. Ama bu, etrafı çevrili bir alanda yapılan bir üretimdir, yüzerek yukarı tırmanan yavrular tekrar aşağı düşer. Bazı adamların karanlık havuzlarında, kötülük tırmanarak çitin üzerinden aşıp özgürlüğe yüzebilecek kadar güçleniyor olamaz mı? Bu tür bir adam hilkat garibesi olmaz mı; biz kendi gizli sularımızda onunla akraba değil miyizdir? Hem melekleri hem şeytanları anlamamak saçma olurdu, çünkü onları biz icat ettik.
Tarih bir milyon tarihçinin bezlerinde salgılandı. Bu haşat olmuş yüzyıldan çıkmamız lazım dedi bazısı; bu namussuz, cani yüzyıldan, isyan ve gizli ölüm yüzyılından, kamu arazilerinin mücadeleyle, ne şekilde olursa olsun mutlaka ele geçirildiği bu yüzyıldan çıkmamız lazım.
Zaman aralığı, zihinde garip ve çelişkili bir meseledir. Rutin ya da olaysız geçen bir sürenin insana bitmez tükenmez geleceğini varsaymak mantıklıdır. Öyle olması gerekir ama değildir. Asıl sıkıcı ve olaysız zamanlar şıp diye gelip geçer. İlgiyle renklenmiş, trajediyle yaralanmış, sevinçle bölünmüş zamanlar ise hatırada uzun görünen sürelerdir. Düşünülürse öyle de olması gerekir. Olaysızlığın direği yoktur ki üzerine bir süre asabilesiniz. Hiçbir şeyden hiçbir şeye geçen zaman sıfırdır.
Bir çocuk yetişkinlerin açığını ilk kez yakaladığında —yetişkinlerin ilahi zekâya sahip olmadığı, kararlarının mutlaka akıllıca, düşüncelerinin doğru ve hükümlerinin adil olmadığı o küçücük ciddi kafasına ilk kez dank ettiğinde— dünyası başına yıkılır, paniğe kapılır.
Tanrılar devrilmiş, güvenlik kalmamıştır. Tanrıların devrilişiyle ilgili kesin olan bir şey varsa o da şudur: Azıcık yamulmazlar; ya çarpıp parçalanırlar ya da yeşil çamurun dibine gömülürler. Onları tekrar ayağa kaldırmak meşakkatli iştir; eskisi gibi parlamazlar asla.