Tehlikeyi ve tehlikeyle birlikte gerçek duyguyu tanıdığından beri, aniden bütün şeyler ve en yabancıları bile ona ortak olmaya başlamıştı. Hepsinde kendisini buluyordu ve önceleri cam gibi saydam olan dünya, birdenbire aynadaki kendi gölgesinin karanlık yüzeyi olmuştu. Nereye bakarsa, nereye kulak verirse birden bire gerçeği buluyordu.
Onun kurumuş, insana susamış ruhunun bütün hayatı ve hazzı emmesinin yanında, müzik onu kendine çekmiş ve yanan yüreğine kadar işlemesiyle dans kalabalığın ortasında olduğunu fark etmeden başlamıştı bile.
...
Müzik durdu, acı içinde sessizliği hissetti, huzursuzluğun yılanı titreyen uzuvlarını yukarı doğru yalıyordu ve serin, sakinleştiren, alıp götüren suyla yapılan bir banyo gibi tekrar bu girdabın içine düştü.
İçinde her şeyin yara olup acı verdiği, beyninin bir düşüncenin kesen sabanıyla sürekli verimsizleştiğini hissettiği suskunluğun bütün bu günlerinden sonra her şey ne kadar da güzeldi, tekrar insanın elektrik çarpmış gibi iliklerine işleyip kanını harekete geçiren okşayan sözler duyması da ne kadar iyiydi.