ama korkusunu ve yorgunluğunu insanlardan gizledi, her zaman ağzını yayarak sergilediği, artık donuk bir gülücük maskesine dönüşmüş gülümsemesini kanı çekilmiş dudaklarına oturttu ve aldırmaz, hatta neşeliymiş gibi çıkmaya çalışan bir sesle kendisine ne olduğunu sordu.
korkusu, duyguları, acı ya da utanç hissiyatı kalmamıştı. İçini tarifsiz bir dermansızlık kaplamıştı; ne intikam ateşi ne de öfke vardı artık, tek hissettiği dermansızlık, tarif siz dermansızlıktı; gözyaşlarıyla birlikte bütün kanı da akıp gitmişti ve orada kendi ağırlığından yere çökmüş cansız bedeni yatıyordu sanki. Ayağa kalkmayı denemedi bile; bunları yaşadıktan sonra kendini nereye atacağını bilmiyordu.
Düşünceleri sivrisinek sürüsü gibi vızıldıyordu; o sadece duymak, bir insan sesi duymak, içinde boğulmak üzere olduğu yalnızlık denizinin önüne bu sesi bir set gibi çekmek istiyordu.