Bireyi bu denli ürküten nörotik endişe aslında bir hayalete benzer; birey hayaletin nerede olduğunu bilmediği gibi onunla nasıl savaşacağını da kestiremez. Bilinçaltını devamlı rahatsız eden çatışmaların kökü, bireyin yüzleşmeye bir türlü cesaret edemediği önceki deneyimlere dayanır. Bu deneyimlere örnek olarak, çocuğun ailesi tarafından sevilmemesini kabullenememesini ya da aşırı korumacı ebeveynlere dayanamamasmı gösterebiliriz.
Endişe bir iç çatışmanın habercisidir ve bu iç çatışma sürdüğü müddetçe her zaman yapıcı bir kurtuluş yolu bulunabilir. Gerçekten de şu anda yaşadığımız bunalımlar içlerinde geleceğe dair yeni umutları da barındırırlar.
Devamlı olarak endişeye maruz kalmış birey, psikosomatik birçok hastalığa kendiliğinden davetiye çıkarmış sayılır.
Şayet endişeye sürekli maruz kalan bir "topluluk" ise, topluluk bireylerinin birbirlerine er ya da geç düşman kesilmesi kaçınılmazdır.
Bir ulus ekonomik yokluğa yenik düşmüşse ve psikolojik olarak da boşluğun ve bunalımların eşiğindeyse, totaliter rejimler her zaman boşluğu doldurmak için harekete geçerler. İnsanlar artık dayanamadıkları endişelerden kurtulmak uğruna özgürlüklerinden vazgeçmeye dünden razıdırlar.