• Sessizlik içinde kavramak, çabalamadan başarmak, görmeden bilmek bunların tümü Tao'nun duygu ve yanıtlarıdır. Sessizlik içinde kavramakla herşeyi anlamak, çabalamadan başarmak ile herşeyi başarabilmek, görmeden bilmek ile herşeyi bilebilmek mümkündür.

    Hareket oluştuktan sonra hissedip anlamak, anlamak sayılmaz. Büyük çabalardan sonra başarmak, başarısayılmaz. Gördükten sonra bilmek, bilmek sayılmaz.
    Bu üç durum hissetme ve karşılık vermekten uzaklaşmayı gösterir.Gerçekten de olayları oluşmadan önleyebilmek, hissedebilmek ve görebilmek birbirlerine bağlı olarak gelişen yeteneklerdir. Hiçbir şey anlaşılmadan hissedilemez, karşılıksız hiçbir şey elde edilemez, hiç kimse fayda görmeyeceği yere gitmez.
  • Bu bağlamda mutluluk "sarsıntısız ve kesintisiz, tekdüze ve ılımlı bir hareket" ister. Yürümek zamana eşlik etmek, bir çocukla gezer gibi zamanın temposuna ayak uydurmak demektir.
  • 243 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Merhaba:)İsyan Ahlâkı Üstad Nurettin Topçu`nun en kıymetli herkesin dogru zamanda okuması gerektiğini düşündüğüm bir eseridir tabi biraz ağır dil ve mefhum olarakta sindirerek okumak lazım velhasıl. Üstad Nurettin Topçu, 20. yüzyılın önde gelen felsefe sistemlerinden hareket felsefesine bağlı bir düşünürümüz onun bu özelliği ve fikriyle tanırız .

    Hareket felsefesi de kısaca şu demektir yani Aydınlanma felsefesiyle zirveye çıkan Batı`daki materyalist-pozitivist düşüncenin karşısında duran, ahlak ve moral değerlerin insanların kurtuluşu olduğunu söyleyen bir akım diyebiliriz. Bu akımın kurucusu olan M. Blondel`in ifadesiyle `insanın hareketinin aile, toplum, devlet ve insanlık aşamalarından geçerek Allah`a doğru ilerlemekte olduğunu` söylemesi dolayısıyla da akıl ve inancı birbirinin içinde kabul ediyor.

    Nurettin Topçu’nun temel eserlerinden olan İsyan Ahlakı’nda, önce ahlakın problemleri üzerinde durulur, sonra inanç problemleri ve sonuçta da mistik bir yolla Allah’a ulaşılır bu görülür.

    İşte Nurettin Topçu’nun en önemli kitaplarından birisi olan İsyan Ahlâkı temel altı bölümden oluşmaktadır:

    Hürriyet problemi

    İnsanın esirliği

    Sorumluluk ideali

    Taklid ve inanç

    Mistik iman

    İmandan isyana


    Nurettin Topçu İsyan Ahlâkı kitabında hareketin anlamından yola çıkıp, hareket düşüncesinden isyan ve ahlaka doğru bir temel kuruyor. Yani Bir düşünme biçimi ortaya koyuyor. Böylece, hareketlerimizi, davranışlarımızı, günlük eylemlerimizi, hayattaki savunmalarımızı ve muhalefetlerimizi anlamlandırmamızı sağlayan bir temel getiriyor önümüze. Bunu yaparken ahlakçı filozoflardan ayrılıyor tabii, herhangi bir dayatma mutlaklaştırma ya da lanetleme söz konusu değil Üstad Topçu`da. Hareketin yani isyanın bağlandığı unsur olarak `sorumlulug`u temel alıyor. Hareketle beraber buna bağlı kavramlar olan hürriyet, irade, sorumuluk, sezgi, sebep-sonuç ilişkisi, esirlik, haz, dayanışma, hakimiyet... gibi kavramların anlamlarını çözümlüyor, filozofların bu kavramlara yüklediği anlamları belirtip, onların eleştirisini yapıyor. Ve “Hareket, insan ile Allah`ın bir terkibidir.” sonucuna ulaşıyor ki böylece Blondel`in düşüncelerini İslami bir temelde yeniden yorumlamış oluyor.Bu en önemli kısım

    Günümüzde, dünyanın karmaşık gidişatı ve her türlü gürültü patırtı içinde, yaptığımız hareketler `muhalefet, isyan` ve `ahlak, aksiyon` gibi iki yöne doğru açılıyor. Bu iki yönü birleştirebildiğimiz, özümleyebildiğimiz oranda gerçekten özgür ve faydalı bir hayat sürebiliriz. İsyan Ahlâkı kitabı da, böyle bir hayat için; felsefi derinliği sebebiyle okunması kısmen zor olabilse bile, bize ilgimiz, dikkatimiz oranında fayda sağlayan bir eser.
    Allah rahmet eylesin.

    KİTAPTAN ÖNEMLİ ALINTILAR;

    Evrensel nizamın dışında gerçek ahlâklılık yoktur. Bilim, vatan, sanayi, devletin selâmeti, bunların hepsi de ahlâkî bakımdan aynı derecede iyiliğe veya kötülüğe yol açabilirler. Hareketini evrensel ölçüye vurarak ve kendi hareketiyle evreni kucaklayarak orada kendi bilgisini araması, işte insanın ahlâkî davranışı bu şekilde olmalıdır. (Sf. 31)

    Hareketi evrensel nizama iten, insanî endişedir. Tıpkı hareket gibi, düşünce de bu endişeden doğmaktadır. Bu evrensel sorumluluk, ruhî hayatımızı teşkil eden bir inanç hayatı içerisinde ortaya çıkmaktadır. Endişe ile beslenen ruhî hayat, kendisini doğuran endişeyi de daimî surette artırır. (Sf. 35)

    Kavramcılara göre bilimin görevi, tabiatı düzenlemektir. Bu ifadeden zorunlu olarak şu çıkıyor: Aklî bir hakikati bilim yaratıyor. Fakat aklî olan tamamiyle ruhî değildir; tam anlamıyla gerçek de değildir. (Sf. 49)

    Hürriyet tarifimizi engelleyen şey şudur: Onun bağlı olduğu sebepliliği bilemiyoruz ve sebepten sonuca geçişi kavrayamıyoruz. (Sf. 58)

    Gerçekten, hürriyet bir güç ise, yöneleceği istikameti kendi belirlemesi gerekir. Yok eğer bir güç değilse makina hareketlerine indirgenir.
    (Sf. 64)

    Bize göre, devlet gücünün artması, sosyal karmaşıklığın bir sonucudur. Devlet, sosyal yapı genişleyip daha karmaşık hâle geldikçe, o nispette hem bağımsız hem de baskıcı olur
    . (Sf. 87)

    Kendi konusu ile özdeşleşen, bütünüyle kişiye ait oluşunun tasdikine ulaşmak için hareket hâline gelen bir düşünüş tarzı vardır. Bu, gerçek ve müşahhas varlık içerisinde evrensel olabilen bir düşünce tarzıdır. Biz buna “inanç” diyoruz. (Sf. 104)

    İnanç, bir kaynaşmanın, zıddıdır. Fakat o, saf ve basit bir ayırt ediş de değildir. Bu başkasında yaşarken, aynı zamanda tamamiyle kendisi olmaktır, daha ziyade başka varlıkları bizzat kendisinde yaşatmaktır. O, varlıkların benlik de özümsenmesi, benlik tarafından benimsenmesi, o “birlik içinde ayrılık”tır. İnanç, somut ve birleştiricidir. O, faaldir ve ancak hareket ederken gerçekleşir; bu, bir hareket hâlindeki bilgidir. (Sf. 120)

    Bizim inanç adını verdiğimiz gerçek bilgi, benliğin eşya ile temasında var oluşun delilidir. Bu, iradenin tabiat ve kendi mukadderatı önündeki imtihanıdır. (Sf. 132)

    Eğer inanç iletilebilir olmasaydı ve doğduğu fertte ebediyen kapalı kalsaydı ne insan toplumu olurdu, ne de medeniyet. (Sf. 135)

    Varlığın sahip olduğu bütün kuvvetlerle kendisinden başka birine kendini teslim etmesi anlamında îman, aşkla aynidir. (Sf. 142)

    Biz okuyucular veya dinleyiciler, bir tesadüfle karşılaştığımız bir sanat eseri karşısında titremekteyiz. Fakat sanatkâr, eserini yaratan heyecanı tesadüfen bulmuş değildir. Bu heyecan bu hâliyle onun tarafından istenmiş ve aranıp bulunmuştur; bu demektir ki, kendisinde sanattan önce gelen bazı şeyler, sanat aşkından önce bulunan bir aşk vardır. Buradan şu sonucu çıkarabiliriz: Sanat eşyada değil, insandadır.
    (Sf. 148)

    Benliğin âlemin özünü teşkil ettiği ve dünyada geri kalan her şeyin ârızî olduğu anlayışı sebebiyle gururda benliğe tapınma vardır. Bu bir çeşit benlik dinine göre benliği kayıtlarla bağlayan sosyal hâl, bir gerileme, bir düşüştür. Zire benlikte hürriyet, toplumda esaret vardır. (Sf. 186)

    İnsanın hareketini zamanın, etrafımızda cereyan eden olayların, geçici varlıkların, zâhirî âlemin dışına yerleştirmek lazımdır. (Sf. 201)
     


    BU KITABI ALIN OKUYUN EFENDIM..
    Iyi okumalar :)
  • Oysa biri olmak, boynumuza ağır ve aptalca bir kurgu zincirleyen toplumsal bir zorunluluk değil midir? yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket halindeki kadim yaşamdır.
  • Yürüyerek benliğinize ulaşmaya gitmezsiniz. Burada mevzu, kendimizi yeniden bulmak, otantik bir ben ve ya kayıp bir kimliğe yeniden kavuşmak için eski bağlardan kurtulmak değildir. Yürüyerek kimlik fikrinin kendisinden, biri olma, bir isim ve hikayeye sahip olma isteğinden kaçarsınız. Oysa biri olmak, boynumuza ağır ve aptalca bir kurgu zincirleyen toplumsal bir zorunluluk değil midir? Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket halindeki kadim yaşamdır.
  • Delilik ve rüyalar nasıl hayata geçmek isterse, nihayetinde hareket etmek ve kurallara başkaldırmak da kışkırtılmak ister.