En asağı yarım asırlık tarihi olan Türkçülügün tetkiki' bizde millet fikrinin birbirinden oldukça farklı manalar aldığını gösterir. Bu mana buhranının bir sona ermesi ve durulması için vakit çoktan gelmiştir.
Millet fikri ilk merhalede, Osmanlı imparatorluğu'na giren küçük milletlerin uyanış hareketleri ile doğdu ve onların akisleri halinde "matbuat"ımızda yer bulmaya başladı. ikinci merhalede Garp hareketlerinin akisleri şeklinde daha esaslı bir cereyan haline geldi. Üçüncü merhalede bu hareket üzerindeki düşünce şeklini aldı ve yalnız milliyetçilik hareketi olarak kalmadı; milliyetçilik felsefesi olmaya başladı. "Bugün millet nedir?" sorusunu sorarken, içinde bulunduğumuz bu şuur devrinin hazırlıklarından faydalanıyoruz.
Sayfa 169 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Nietzsche gökyüzüyle, denizle, buzullarla yüz yüze olan hareket halindeki bedenin, tasavvurunda uyandırdığı her şeyi şurada burada karalayarak her gün yürüyordu. Ben bu yürüyüşlerin yukarı doğru yapıldığını düşünürüm hep. "Ben," der Zerdüşt "bir gezgin ve dağcıyım; düzlüklerden hoşlannam ve görünüşe göre uzun süre kıpırdamadan oturamam. Beni bekleyen kader her neyse, yaşayacak daha neyim varsa, yürümek ve dağa tırmanmak olacak içinde: kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir."
Demek istediğim, yürüyerek benliğinizle buluşmaya gitmezsiniz. Burada mevzu, kendinizi yeniden bulmak, otantik bir ben veya kayıp bir kimliğe yeniden kavuşmak için eski bağlardan kurtulmak değildir. Yürüyerek, kimlik fikrinin kendisinden, biri olma, bir isim ve hikayeye sahip olma isteğinden kaçarsınız. Biri olmak, herkesin kendinden bahsettiği yüksek sosyete toplantılarında ya da terapi seanslarında iyidir. Oysa biri olmak, boynumuza ağır ve aptalca bir kurgu zincirleyen (bizi benlik tasvirimize sadık kalmaya zorlayan) toplumsal bir zorunluluk değil midir? Yürürken biri olmama özgürlüğünü yakalarız, çünkü yürüyen bedenin tarihi yoktur, o sadece hareket halindeki kadim yaşamdır. İşte biz, iki ayağı üstünde hareket eden, büyük ağaçlar arasındaki katıksız güç ve haykırıştan ibaret bir hayvanız. Yürürken, yeniden keşfedilmiş o hayvanın varlığını ortaya koymak için sıkça haykırmamız da bu yüzdendir.
Yürümek hareket demektir, dinlenmeye kıyasla kalp daha hızlı ve güçlü atar, kan dolaşımı hızlanır. Adımların topraktaki yankısı kalbin gümbürtülerine karışır ve aynı ritimde ilerlerler...
Yürürken evvela kendi enerjimizi, hareket halindeki bedenimizin enerjisini hissederiz. Bu, bir güç patlamasından ziyade sürekli ve elle hissedilir bir şeydir...
Tarih derken, kelimelerin üzerinde durmak lazım. Bir tanesi historia, ikincisi tevarih, üçüncü tabir bilhassa tarih felsefesi açısından geçecek olan res gestae'dir.
Historia latinlerin tarih kelimesi, aslı Yunanca; müşahhas bir malzeme, bilgi demek. Arapça'daki tarih kelimesinin kökü 'ay bilgisi' demek, yani takvim bilgisi; çok müşahhas. Res gestae ise Latince. Latince'de 'res' şeyler demek; 'gestae' "hatt-ı harekat, tavır, hareket" anlamındadır. Demek ki Titus Livius'un büyük eserine baktığımız zaman, Res gestae Populi Romani 'Roma halkının serencamı, şanlı yürüyüşü' demek olabilir.
Bu Augustus-Claudius devrinde yaşayan yaşayan Romalı tarihçinin eserinin adı. Almanca tarih kelimesi 'Geschichte' hikaye demek, story değil ama; 'olmuş' anlamı var içinde, çünkü.