Yürümenin tadı...
Puan vermedi
Yürümek sadece bir ayağı diğerinin önüne atmak değildir. Yürümek; mekânı tüm bedenimizle hissetmek, zamanı yavaşlatmak, kimliklerimizden sıyrılıp kendimizle baş başa kalmak ve adımların ritminde ruhsal bir hafifliğe ulaşmaktır; yani basit bir mekanik hareketten çok daha fazlasıdır. Nerede hareket orada bereket... Hele ki yanındaki bir dostsa ve adımların altından İstanbul sahilleri akıp gidiyorsa; yürümek artık sadece bir eylem değil, kelimesiz bir dertleşme, sessizliği ve anıları paylaşmanın en saf hâlidir. Çünkü yol ne kadar uzun olursa olsun, adımlarını kalbinin tanıdığı biriyle eşlemek, yürümeyi bir yalnızlık sığınağı olmaktan çıkarıp ortak bir hafızaya dönüştürür. Böyle bir dostla yürürken insan hem kendi içine döner hem de karşısındakinde kendini bulur. İstanbul'un o deniz kokulu sahillerinde, Boğaz'ın esintisi eşliğinde yapılan yürüyüşlerin bereketi de, muhabbeti de unutulmaz olur.
Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros · Kolektif Kitap · 20209,1bin okunma
10/10
·500 syf.··
2026 7. kitabı
·
55 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 17:37
Bana müsait zaman ayarlayıp uzun uzadıya inceleme yazdıran hayat size neler yapmaz :) Öncelikle bu kitabı okumama vesile olan kişiden Allah razı olsun ,Rabbim ona işlerinde başarılar versin . Kitap girişinde şöyle bir ithaf yazılmış ; ‘’ ‘’ “Bilmek” akıl iledir. “Tanımak” akıl ve kalp iledir. “Bilmek” bir sırrı çözmektir. “Tanımak” sırrı eşkere etmektir. “Bilmek” harfleri okumaktır. “Tanımak” okurken yaşamaktır. “Bilmek” bildiklerinin farkında olmaktır. “Tanımak” bilmediklerinin farkında olmaktır. “Bilmek” surete bakmaktır. “Tanımak” sireti görmektir. “Bilmek” selamlaşmaktır. “Tanımak” musafaha etmektir. “Bilmek” adım izlerini takip etmektir. “Tanımak” kol kola yürümektir. Nurettin Topçu’yu bilmekten öte tanımak… Asrın “hareket adamlarına” ithaf ediyorum! ‘’ ‘’ Her ne kadar adamlara ithaf edilmiş olsa da , hocamızın kadınların okuması , çalışması hakkında bazı fikirlerine ters düşse de bir kadın olarak ben de ‘’ hareket kadınıyım ‘’diyerekten üstüme alınıyorum . Nurettin Topçu hocanın hayatını , fikirlerini , hasbihal halinde olduğu kişileri , eleştirdiklerini ve onu eleştirenleri öğrenebilirsiniz. En önemli şey ise lise yıllarımda pek ehemmiyet vermediğim ama sonradan değerini anladığım felsefe alanında ahlak felsefesi , hareket felsefesi ,eğitim felsefesi konularında kendine özgü ve gerçekten harekete geçiren düşüncelerinin olması ve bunu yurtdışında eğitim görüp ülkesine dönmüş bir muallim olarak öğrencilerine -anlamasalar da - anlatmayı kendine vazife bilen bir filozof . Ülkemizde böyle kendini geliştirmiş doğru fikir adamlarının azalmış olduğu şu devirde eğitimine rağmen oldukça mütevazi Nurettin Topçu hocayı bu kitap vesilesi ile tanımak, anlamak benim için şerefti . İçinde altını çizdiğim cümleleri geçtim ‘’sanki hafiften seslenir gibi yazdığı‘’
Nurettin TopçuAhmet Kılıç · Motto Yayınları · 202043 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Çürüyen Tanrı’nın Bilge Terminatörü: Philipp Mainländer
9/10
·312 syf.··
2026 221. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 17:46
Philipp Mainländer, bir aşkın veya yüksek duygunun değil; babasının annesine duyduğu o tamamen soğuk, aşksız ve mekanik biyolojik üreme dayatmasının sonucunda dünyaya fırlatılmış bir filozoftur. Onun bu sevgisiz ve çıplak doğumu, felsefesinin de neden bu kadar filtresiz ve rasyonel olduğunun ilk ipucudur. Kanımca Mainländer, Arthur Schopenhauer’ın sistemindeki en büyük mantıksal boşlukları kapatan, felsefe tarihinin "altın madenidir." Schopenhauer, dünyayı "Kör Yaşama İstenci (Wille)" olarak tanımlayıp acıdan kaçış için "çilecilik veya sanata sığınma" gibi mistik ve geçici çözümler sunarken; Mainländer bu mistik tülü yırtar ve bize hayatın ham, rasyonel ve nihai amacını gösterir: Yok oluş. Onun kozmolojisinde evren, intihar etmiş bir Tanrı’nın çürüyen cesedinden ibarettir. Başlangıçta zamanın ve mekanın ötesinde saf bir "Mutlak Birlik" (Tanrı) vardı. Bu ilk enerji, var olmanın getirdiği o sürtünmeli acıya dayanamadı ve "Hiçlik" (Non-Being) limanına ulaşmak istedi. Ancak saf varlıktan mutlak hiçliğe doğrudan geçiş rasyonel olarak imkansız olduğu için, Tanrı kendini imha ederek milyarlarca fiziksel parçaya böldü. İşte bizim "evren" ve "zaman" dediğimiz şey, o ilk bütünün parçalanma anıdır. Bu sistemde evrendeki tüm temel bileşenler (madde ve enerji) aslında aynıdır; yok olmazlar, sadece sürekli biçim değiştirirler. Doğan her canlı, o çürüyen cesedin parçalarının kısa süreliğine bir araya gelmesinden ibarettir. Ancak bu birleşme kusursuz bir kurgu değildir. Sistemde zamana bağlı bir bozulma (modern fiziğin deyimiyle Entropi) hakimdir. Birleşen her kimyasal bileşik, bir öncekinden daha zayıf, daha aşınmış ve çürümeye daha yakındır. Dünyanın zamanla daha kötüye, daha çirkin ve kaotik bir yere evrilmesi bu mekanik sönümlenme yasasının kaçınılmaz bir çıktısıdır. Mainländer
Felsefe
The Philosophy of RedemptionPhilipp Mainländer · Irukandji Media Pty Ltd · 20241 okunma
Sahip Olmak ya da Hacklenmek :)
6/10
·256 syf.·
2026 42. kitabı
Eric Fromm’un Sahip Olmak Ya Da Olmak kitabın “Geleneksel öğreti mi ruhsal maneviyat mı” ikilemini, Fromm’un kendi terminolojisine sadık kalarak yazdığı denemelerden oluşuyor. İzleği yol boyunca ontolojik varoluşun temel dinamiklerini ve metodolojisini ortaya koymaya çalışmış. Kavramsal çatışmayı inşa ederken; teolojinin, materyalist kapitalizm eleştirisinin, mistisizminin, felsefi antropolojinin ve dünya edebiyatının kanonik isimlerinden faydalanıyor. İzlediği bu kapsamlı yolda benim ilgimi çeken kısımlar Özelikle teolojik katmanlar oldu. Metnin büyük bölümünün; Hristiyanlığın, Yahudiliğin ve Doğu öğretilerinin arketiplerinden ve mitsel anlatılarından yoğun biçimde beslendiğini görebilirsiniz. Benzer bir varoluşsal potansiyele sahip dinsel dogmaları ve ajitasyon ritüelletini keskin bir dille reddetmiyor. Aksine varoluşun ontolojik temellerinin inançlar üzerine kurulu olduğunu kabul ederek teslim oluyor. Bunun yanında; sıklıkla madde ile ruh arasındaki çatışma üzerinde duruyor. Manevi inaclar ile şahsi çıkarlar arasındaki ayrılmaz iletişimi reddederken hümanizmin psikanalizinde kronolojik veya kavramsal olarak nasıl bir konuma karşılık geldiği üzerinde duruyor. Ona göre; sibernetik insan artık teolojik öğretileri yüzeyde kabul etse de, derinde kendini tanrı ilan ederken farkında olmadan resmi ve gayri resmi birçok dine bağlı hareket ediyor. Açıkçası bu haliyle bir sistem eleştirisi gibi dursa da; putlaştırdığımız birçok kavrama ve toplumsal sorunlara karşı da etkili bir farkındalık oluşturuyor. Kapitalizmin insanı nesneleştirdiği ve "ne kadar mülke sahipsen, o kadar varsın" dediği 20. yüzyılda Fromm, teolojiyi tersyüz ederken, sosyal ilişkilerimiz üzerinden de farklı örneklerle tezini güçlendiriyor. Evet “sahip olduğun kadar varsın” mottosu kesinlikle tersyüz
Alıntı
Sahip Olmak ya da OlmakErich Fromm · Say Yayınları · 20154,776 okunma
Rousseau Eserleri Üzerine İnceleme
10/10
·224 syf.·
2026 48. kitabı
Rousseau’ya göre insan doğal zeminde daha gerçek bir insandı. Yaşamı akıl yürütmeye değil, saf içgüdülere dayanıyordu. Kültür ve medeniyet henüz insanı bozmamıştı.Thomas Hobbes insanın özünde bencil, hırslı ve savaşçı olduğunu savunur. John Locke da insanı mülkiyet odaklı görür. Rousseau iki düşünüre de karşı çıkar. Doğal insanda iyi, kötü, hırslı, açgözlü ya da tokgözlü gibi kavramlar yoktur. Çünkü ahlak ve mülkiyet gibi kavramlar ancak toplum oluştuktan sonra icat edilmiştir. Doğal insan ahlak öncesi (amoral) bir dönemde yaşar. İlk toplumsal topluluk aile örneğidir. Ailede anne ve babanın çocuk üzerinde geçici bir otoritesi vardır. Hobbes ve Locke modern devlet otoritesinin bu aile içi otoriteden doğduğunu iddia eder. Rousseau buna katılmaz. Ailedeki otorite sevgiye ve çocuğun korunma ihtiyacına dayalıdır; devlet otoritesi ise bu mantıkla topluma aynen taşınamaz. İnsanlar başlangıçta geniş coğrafyalarda birbirini görmeden yaşıyordu. Zamanla nüfus arttı ve coğrafi koşullar (örneğin küçük bir adada sıkışma) insanları yakınlaştırdı. Bu durum kaçınılmaz anlık karşılaşmaları doğurdu. İlk anlık karşılaşmalarda korku, şaşkınlık veya istek belirten tek heceli kelimeler (seslenmeler/ünlemler) oluştu. İnsanlar bir arada daha fazla vakit geçirdikçe, nesneleri ve durumları tanımlamak için çok heceli kelimeler ürettiler. Böylece toplumsal iletişimin aracı olan dil doğdu. Doğal durumdaki insanı iki temel güdü yönetiyordu: Birincisi kendini koruma içgüdüsü (Amour de Soi), ikincisi ise kendi türünün acı çekmesini istememe yani merhamet duygusudur. Beraber yaşamak toplum yapısının temelini attı ve insan "özsaygı" (Amour-Propre ) kazandı. Özsaygı, bireyin artık kendi gözüyle değil, karşısındakinin onun hakkındaki yargılarına göre yaşamaya başlamasıdır. Kıyaslama, kıskançlık ve kibir
İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin KaynağıJean-Jacques Rousseau · Say Yayınları · 20201,829 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
2026 26. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 10:45
Hayatın anlamını anlamak ve kavramak üzere yollara düşen Mart, uğradığı şehirlerin duraklarında yeni yerler ve yeni insanlar tanıyarak hayatının anlam ve öneminin farkındalığını öğrenmesi, bununla birlikte kendini de keşfetmesi kaçınılmaz bir aşikarlık içermektedir. Hayatın felsefesi kitaplarda anlatılsa dahi yaşayarak öğrenilmesi bambaşka bir güzellik ve yepyeni bilgiler demektir. Güneş doğudan doğduğu gibi Mart da batıdan doğuya giderek, hatta rüyasında, aradığı anlam arayışını Hindistan'da bulabileceğinin işaretini alarak, batıda alamayacağı sorunun yanıtını doğuda bulabilecegini düşüncesiyle doğudan güneş gibi Hindistan'ın doğu kültürü ile doğmak istiyor. Ki biz de onunla kültürünü öğrenmiş oluyoruz. Hayatın anlamı, kişiye göre değişkenlik gösterdiği, Mart'ın tanıştığı her kişiden yaşadığı ana göre anlamlandırılmasından anlamaktadır. Sizlere soruyorum: Sizce, hayatın anlamı nedir? Yoruma bir yanıt bırakabilirsiniz. Yazarın kalemiyle ilk kez tanıştım. Eser, okuyucuyu yormayan bir anlatıma sahip. Çok sade bir dille ilerlemektedir. Cümlelerin arasına gizlenen nahif söz öbekleri yol gösterici olarak benimserken, müstehcen konularla işlenmesi ile yetişkin yaş grupları okuması ön görüyorum. Eserin içinde söz edilen her kitabı her yazarı tek tek not ettiğimi, söylemeden edemem. #alıntılar "Eylem olmadan suç olmaz." "Hediye, vereni hafifletir, alanı yüceltir, aradaki bağı da kuvvetlendirir." "Eyleme geçmeden önce özgürsünüzdür, ama seçimini yaptıktan sonra istesen de istemezsen de eyleminin etkisi seni izler. Karmanın yasası budur. Başka bir deyişle, yaptığın her hareket, bir şekilde sana geri döner." "İsimlerin büyüsü, onları taşıyan kişilerin ruhlarına yansır. (Carl Jung)" "Bir yerde uzun süre kalırsan, o yerin bir parçası olursun; ama yolculuk edersen, dünya
Mart'ın DoğusuAdnan Arduman · Tara Kitap · 202612 okunma