Ve Fahri ismi çölün atasözlerine karıştı. Bedevi yalakta su içirirken hayvanının ürktüğünü görünce, hayvanına bağırır: "Ne o yalakta Fahri'yi mi gördün" diye hırsla dürter hayvanı ...
Sarıkamış'ta doksan bin asker donarak ölürken, aynı anda çölde on binlerce askerimiz güneşten kavrularak ölüyordu.
Bankaları boşaltanlar, çekirge yiyerek çöl ortasında ölmüş İstanbul, Edirne, Tokat doğumlu 16 yaşındaki bu çocukların hikayelerini biliyorlar mı? Hepsi gitti, bir, "kışlanın önünde redif sesi var, bakın çantasına acep nesi var" türküsü yadigar kaldı bize. Güneş altında ölmüş on altı yaşındaki askerlerimizin kurumuş kemiklerinden sam yeli girip ney gibi ses verdi bütün tarihimize. Bu inanılmaz melodiyi Türk halkının yüreğine işte bu askerlerin kurumuş kemiklerine kaval gibi giren çöl rüzgarları kazıdı. .. Tarihimizde hiçbir türkü, Türk halkının üstünde bu denli ilahi, derin bir etki bırakamadı.
Redif demek, acemi birliğinden gelip, kıtalara dağılmakta olan asker demek. Ancak, gün geçtikçe asker tükendi, "redif" demek küçük askerler demek oldu ... Küçücük askerdiler, bu yüzden çölde, "karagöz" tek tesellileri, oyuncakları idi... Fahri Paşalar, Mustafa Kemaller, çöllerde (küçük askerlerin) redif seslerini o kadar çok duydular ki, Cumhuriyet kurulduğunda akıllarına ilk gelen bir çocuk bayramı ilan etmek oldu .