Kutluhan

Kutluhan
@Kutluhan_S
Tam düşecekken tutunduğum tuğlayı, kendime rabb bellemeyeceğim...
Kendime ilk defa ne zaman Türk dediğimi pek hatırlamıyoum. Bizim çocukluğumuzda Türk “kaba ve yabani” demekti. İslam ümmetinden ve “Osmanlı” idik. İlmihallerde baş dersimiz din ile milliyet’in bir olduğunu öğrenmekti. Vatan sözü yasaktı. Onu ben büyüyüp de Namık Kemal’i oku­duğum günlerde kitapta gördüm. Kulağımla ancak Meşrutiyet’te duydum. Padişah kullarıydık. Okul çıkışlarında her akşam sıraya girer, “Padişahım çok yaşa!” [diye] bağırırdık. Padişah resmi yasaktı. Oturduğu Yıldız tepesinin adı da ya­sak. Göktekinin şiirde ve nesirde Arapça ve Farsçası kullanma­ kullanma­lıydı. Nüfus tezkerelerindeki “Hamid” adları benim küçüklüğümde “Hâmid’e değişti. Nasıl ki Reşad veliahdın da adı olduğu için kardeşiminkinin sonradan Neşet'e çevrildiğini biliyorum. Semtimiz­ den biri[nin] veliaht Reşad Efendiye mürekkep sattığı için uzak­lara sürülmüş olduğunu fısıltılardan sezmiştim.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsan eşref-i mahlûkattır derdi babam bu sözün sözler içinde bir yeri vardı ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman bu söz asıl anlamını kavradı geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı kararmış rakamların yarıklarından sızarak bu söz yüreğime kadar alçaldı damar kesildi, kandır akacak ama kan kesilince damardan sıcak sımsıcak kelimeler boşandı aşk için karnıma ve göğsüme ölüm için yüreğime sürdüğüm eczâ uçtu birden aşk ve ölüm bana yeniden su ve ateş ve toprak yeniden yorumlandı.
Ben tarih mesle­ğinin, diyelim nükleer fizikten farklı olarak, en azından herhan­gi bir zarar veremeyeceğini sanırdım. Şimdi ise verebileceğini biliyorum. Biz tarihçilerin çalışmaları, IRA’nın kimyasal gübre­yi bir patlayıcıya çevirmeyi öğrendiği atölyeler gibi bomba fab­rikalarına dönebiliyor. Bu durum bizi iki şekilde etkiliyor. Bi­zim genel olarak tarihsel olgulara karşı bir sorumluluğumuz ol­duğu gibi, özelde tarihin politik-ideolojik açıdan istismar edil­mesini eleştirmek gibi bir görevimiz de var.
Sevgileri yarınlara bıraktınız Çekingen, tutuk, saygılı. Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı. Bitmeyen işler yüzünden (Siz böyle olsun istemezdiniz) Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi Kalbinizi dolduran duygular Kalbinizde kaldı. Siz geniş zamanlar umuyordunuz Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. Yılların telâşlarda bu kadar çabuk Geçeceği aklınıza gelmezdi. Gizli bahçenizde Açan çiçekler vardı, Gecelerde ve yalnız. Vermeye az buldunuz Yahut vakit olmadı.
Şelaleye Düşmüştür Zeytinin dalı; Celaliyim Celalisin Celali.