Kutluhan Sarı

Kutluhan Sarı
@Kutluhan_S
Anlatılan senin hikayendir...
7 okur puanı
Mayıs 2021 tarihinde katıldı
Ve Fahri ismi çölün atasözlerine karıştı. Bedevi yalakta su içirirken hayvanının ürktüğünü görünce, hayvanına bağırır: "Ne o yalakta Fahri'yi mi gördün" diye hırsla dürter hayvanı ... Sarıkamış'ta doksan bin asker donarak ölürken, aynı anda çölde on binlerce askerimiz güneşten kavrularak ölüyordu. Bankaları boşaltanlar, çekirge yiyerek çöl ortasında ölmüş İstanbul, Edirne, Tokat doğumlu 16 yaşındaki bu çocukların hi­kayelerini biliyorlar mı? Hepsi gitti, bir, "kışlanın önünde redif sesi var, bakın çantasına acep nesi var" türküsü yadigar kaldı bize. Güneş altında ölmüş on altı yaşındaki askerlerimizin ku­rumuş kemiklerinden sam yeli girip ney gibi ses verdi bütün ta­rihimize. Bu inanılmaz melodiyi Türk halkının yüreğine işte bu askerlerin kurumuş kemiklerine kaval gibi giren çöl rüzgarları kazıdı. .. Tarihimizde hiçbir türkü, Türk halkının üstünde bu denli ilahi, derin bir etki bırakamadı. Redif demek, acemi birliğinden gelip, kıtalara dağılmakta olan asker demek. Ancak, gün geçtikçe asker tükendi, "redif" demek küçük askerler demek oldu ... Küçücük askerdiler, bu yüzden çölde, "karagöz" tek tesellileri, oyuncakları idi... Fahri Paşalar, Mustafa Kemaller, çöllerde (küçük askerlerin) redif seslerini o kadar çok duydular ki, Cumhuriyet kurulduğunda akıl­larına ilk gelen bir çocuk bayramı ilan etmek oldu .
Sayfa 35
Reklam
Ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende. Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahat senin, - demeğe de dilim varmıyor ama - kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!
Şiir
Hayatı anlamadan geçip gidiyoruz. Olgunlaşmak kalbin daha hassas, kanın daha sıcak , zekânın daha işlek , ruhun daha huzurlu olması demek. İçlerinde böyle bir canlılık, böyledir. Bütün diğer hükümdarlıklar bu saltanatın maddîleşmesi, fakirleşmesidir: Bir nevi tiyatro krallığı. Gerçek hükümdarlar ebediyen hükümrandırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler. Meclisten tahıl için kanunlar geçirdiniz. Şimdi başka bir tahıl söz konusu. Daha nefis, daha besleyici bir ekmek sağlayacak, bir tahıl: Susam. Bu susam, kapıları açan büyü. Harami mağaralarının kapılarını değil, hükümdar hazinelerinin kapılarını : Kitap.
Sayfa 112·Kitabı okudu
Düşünce
" Zavallı annem vücudunu, bütün millet için amaç olan İzmir'in kutsal topraklarına bırakmış bulunuyor. Burada yatan annem, zulmün, baskının ve bütün milleti felaket uçurumuna götüren keyfi bir yönetimin kurbanı olmuştur. ...Mütareke zamanında Anadolu'ya geçtiğim vakit, annemi ıstıraplı bir halde İstanbul'da bırakmak zorunda kalmıştım. Yanımda kendisinin beraberime verdiği biri vardı. Onu Erzurum'dan İstanbul'a gönderdiğim zaman, annem bu adamın yalnız olarak geldiğini öğrenince, benim için halife ve padişah tarafından verilmiş olan idam kararının yerine getirildiğini sanmış ve kendisine inme inmiş. Annem, üç buçuk yıl, bütün gece ve gündüzleri gözyaşları içinde geçirdi. Bu gözyaşları ona gözlerini kaybettirdi. En sonra pek yakın zamanlarda onu İstanbul'dan kurtarabildim, ona kavuşabildim ki, o artık manen ölmüş, yalnız maddeten yaşıyordu. Annemin kaybına şüphesiz çok üzülüyorum. Fakat bu üzüntümü gideren ve beni avutan bir nokta vardır ki, o da anamız vatanı mahveden, çökerten yönetimin artık bir daha gelmemek üzere yok edilmiş olmasıdır. ... Annemin mezarı önünde ve Tanrı'nın huzurunda ant içiyorum, milletin bu kadar kan dökerek kazanmış olduğu egemenliğin korunması ve savunması için gerekirse annemin yanına gitmekten asla çekinmeyeceğim."
Sayfa 433·Kitabı okudu
Mustafa Kemal Atatürk
Sonunda, onun yanına gitti. Gözleri parlıyordu. Ellerini kızın omuzlarına koydu ve bu korkak yüze baktı. Dudakları titriyor, Gözleri ateş saçıyordu. Birden, yere diz çöktü ve Sonia'nın küçük ayaklarını öpmeye başladı. Sonia, onu deli sanmıştı. Geriledi. Gerçekten de o anda deliye benziyordu. " Bana ne yapıyorsunuz ?" dedi. Raskolnikov, ayağa kalkarak: " Senin önünde eğilmedim. İnsanlığın çektiği acıların önünde eğildim." dedi, sert bir sesle. Pencerenin yanına gitti. Bir dakika sonra, tekrar ona döndü. Rengi sararmıştı: " Biraz önce, saygısız bir adama, senin parmağın kadar olamayacağını söyledim ve kız kardeşimi senin yanında oturtarak onurlandırdığımı ekledim." Sonia, korkuyla : " Bari, onun yanında söylemeseydiniz. Benimle oturmak bir onur mu ? Ben, onursuzum... Ne diye söylediniz sanki bunu?" dedi. " Bunları onursuz ve günâhkar olduğun için değil, acı çeken bir insan olduğun için söyledim. Çok günahkâr olduğun, kesin... En büyük günahın da, bir hiç uğruna kendini yok etmendir. Bu kadar nefret ettiğin bir pisliğin içinde yaşaman, korkunç değil mi ? Böyle yaparak kimseye yardım etmediğini, benim kadar sende biliyorsun. Anlatsana, nasıl böyle iğrenç bir hayat sürebiliyorsun? Kendini nehre atıp kurtulmak sürdürmekten çok daha iyi !" Bu söz, Sonia'yı şaşırtmıştı. Raskolnikov'un gözlerinin içine bakarak : " Ya onlar ne olacak?" dedi.
Sayfa 214·Kitabı okudu
Edebiyat