Ben bir insandım.
10/10
·160 syf.··
2026 7. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 00:00
Kitabı ele aldığınız anda bırakamıyorsunuz. Sürükleyici, merak uyandırıcı bir anlatıma sahip. Roman bir gazetecinin çocukluk arkadaşının ölümünü duyduğunda memleketine gidip araştırmaya başlaması, arkadaşının başına gelenleri öğrenmesi ile devam ediyor. Tabii araştırma yolculuğunda harese denilen kavramın bizzat insanında içinde var olduğunu bile bile o ölüme yürüdüğü anlıyor ve kavrıyor. Arkadaşı Hüseyin'in ne kadar iyi bir insan olduğu. Ve çocukluk anılarına indiği günleri , o zamanın koşullarından bahsediyor. Kitapta en dikkat çeken karakterler Hüseyin ve Meleknaz 'dır. Ah Hüseyin neler neler yaşadın ama aklında tek bir isim vardı .Ne kadar da yüreği güzel temiz bir insansın. Meleknaz dikkatimi sessizliği çekti. Onca acıya ,onca zulme ...rağmen . Hüseyin ölüm döşeğindeki son sözleri " ben bir insandım. " demesi biz okurları duraklatacak ve bunun tesirinden zor çıkartacaktır. "Merhamet zulmün merhemi olamaz !" Kitap bizi insanlığımızı sorgulmamıza yöneltiyor. Bizler ne kadar insanız. Sadece kendimizi düşünüp duruyor dışarıda olanlara kayıtsız kalıyoruz.Bu vicdan mıdır, insanlık mı? Keyifli okumalar , dilerim.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 32. kitabı
Huzursuzluk, Mardinli Hüseyin ile DEAŞ zulmünden kaçan Ezidi kızı Meleknaz’ın trajik aşkını araştıran bir gazetecinin gözünden Orta Doğu'nun acı gerçeklerini anlatıyor. Zülfü Livaneli, merhamet ile zulmün iç içe geçtiği bu topraklarda "harese" metaforu üzerinden insanın insanı nasıl tükettiğini gözler önüne seriyor.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·160 syf.··
2026 11. kitabı
Genel İnceleme Romanın kalbinde yatan ana mesaj, saf merhametin ve insan sevgisinin, ideolojiler ve toplumsal ön yargılar karşısında nasıl çaresiz bırakıldığıdır. Bence kitabın en sarsıcı yönü Hüseyin'in katilinin tek bir kişi olmaması. Kitap Ortadoğu’nun "harese" (kendi kanında boğulma) sarmalını acı bir şekilde deneyimler. Ortadoğu’nun Makus Talihi (Harese Metaforu): Ortadoğu’nun, hırs ve acıdan beslenen, kendi kendini tüketen bir coğrafya haline geldiği mesajı verilir. Livaneli, "Merhamet zulmün merhemi olamaz" diyerek, dünyadaki büyük acıların sadece "acıma duygusuyla" çözülemeyeceğini, sistemli kötülüğün karşısında bireysel merhametin bazen sahibini yakacağını anlatır. Livaneli’ye göre, dünyada bunca adaletsizlik ve acı varken "huzurlu" yaşamak bir duyarsızlık göstergesidir. İbrahim’in hikayenin sonunda hissettiği o kalıcı huzursuzluk, aslında onun yeniden "insanlaşmasının" ve vicdanının uyanmasının bir sembolüdür. Kitapta Ezidilik Kitapta Ezidilerin tek tanrılı bir inanca sahip olduğu, ancak Tanrı'nın dünyayı yönettikten sonra onu Melek Tavus (Tavus Kuşu şeklinde sembolize edilen başmelek) liderliğindeki 7 meleğe bıraktığı anlatılır. Kitap, İslam coğrafyasının Melek Tavus’u yanlış bir şekilde "Şeytan" olarak yorumlaması yüzünden bu halkın yüzyıllardır "Şeytana tapanlar" iftirasına uğradığını vurgular. Ezidilerin güneşe dönerek dua ettikleri, ışığı kutsal saydıkları, doğaya, ağaçlara ve suya kutsallık atfettikleri, beyaz giysiler giydikleri anlatılır. Romanda satır arasında geçen ilginç ritüellerden biri de marul yememe tabusudur. Ezidi inancında mavi renk kutsal kabul edilir ve bu kutsallıktan dolayı günlük yaşamda kullanımı üzerinde çok sert yasaklar (tabular) vardır. Kitapta ana yurtlarının Irak’ın Sincar (Şengal) bölgesi olduğu belirtilir.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
Huzursuzluk İnceleme
Puan vermedi·160 syf.··
2026 10. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 02:04
Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk romanı, daha ilk sayfasında önümüze koyduğu o sarsıcı "deve dikeni" (harese) misaliyle beni ilk andan itibaren avucunun içine almayı başardı. Hikâye, İstanbul’da gazetecilik yapan İbrahim’in, Amerika’da trajik bir şekilde öldürülen Mardinli çocukluk arkadaşı Hüseyin’in izini sürmek için Mardin’e gitmesiyle başlıyor. İbrahim adım adım bu ölümün arkasındaki sır perdesini aralarken, aslında köklerine, Doğu’nun kadim kültürüne ve en önemlisi de insanlığın en derin vicdan sınavına doğru felsefi ve dini bir yolculuğa çıkıyor. Livaneli, Ortadoğu’nun o bitmek bilmeyen, kanayan yarasını bizzat yaşamlarımızın içine taşıyarak bizi IŞİD zulmünü iliklerine kadar yaşamış Ezidi bir mülteci kadın olan Meleknaz’ın içler acısı hikâyesiyle yüzleştiriyor. Kitabı okurken dinlerin, geleneklerin ve toplumsal baskıların insan zihnini nasıl şekillendirdiğini ya da nasıl duyarsızlaştırabildiğini karakterleri daha yakından tanıdıkça anlıyorsunuz; bu da insanda zihninden asla silinmeyecek bir gerçeklik duygusu ve karakterlere karşı önlenemez bir yakınlık hissi doğuruyor. Anlatım tarzı açısından ise karşımızda gerçekten çok özgün ve ezber bozan bir üslup var. Ortadoğu'nun o sarhoş edici kanını ve özellikle kadınların çektiği acıları yüreğimin en derin yerinde hissettiğim, bazı bölümlerde çok derinden üzüldüğüm bir okuma süreci oldu. Roman derin bir vicdani hesaplaşmayla baş başa bırakıyor.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Ocak 2026 00:00
Romanı bitirdiğimde, içimde doğunun o kadim toprağından yükselen feryatların, mülteci kamplarındaki çocuk çığlıklarının tortusu kaldı; o hüzünlü ve sarsıcı hikaye günlerce zihnimin odalarında yankılanıp durdu. İstanbul’un o konforlu, o kendi halindeki gazeteci hayatından kopup çocukluk arkadaşı Hare hareketinin, yani Hüseyin’in Mardin’deki izini sürmeye giden İbrahim’in peşine takıldığım an, aslında hepimizin ne kadar kör, ne kadar bencil bir sahte huzur içinde yaşadığımızı anladım. Hüseyin’in saf, temiz ve vicdanlı yüreğinin, Ezidi bir mülteci kız olan Meleknaz’a duyduğu o derin, o her şeyi göze alan aşkı yüzünden nasıl bir trajedinin kurbanı olduğunu satır satır okumak içimi sızım sızım sızlattı. Okurken o tozlu Mardin sokaklarında, Midyat’ın o güneşten kavrulmuş taş evlerinin arasında dolaşırken burnuma hep o Ortadoğu’nun barut, kan ve çaresizlik kokan o ağır havası geldi resmen. Beni asıl darmadağın eden ve gözlerimi dolduran şey, Meleknaz’ın o mülteci kampındaki çadırlarda, kucağında Hüseyin’in bebeğiyle, o uğradığı akılalmaz zulümlerin, o kör inançların getirdiği karanlığın yüküyle tek başına kalakaldığı o sahneler oldu. İnsanlığın, sırf kendisinden olmayana duyduğu o vahşi nefret yüzünden gencecik bir adamın hayatını elinden alışı, Meleknaz’ın o içine kapanmış, o dünyaya küsmüş dilsiz kederi boğazıma bir hıçkırık gibi düğümlendi. Hele o Hüseyin’in dillerden düşmeyen, romanın ruhuna işleyen "Ben bir insandım." felsefesi ve o kadim sözü... "Harese nedir bilir misin?" diye sorup, develerin çöldeki o dikenleri yerken kendi kanlarının tadıyla sarhoş olup ölmelerini anlatması, aslında bugünkü insanın kendi hırslarıyla kendi soyunu nasıl kuruttuğunun en acı, en samimi itirafıydı. Kitabın kapağını kapatıp masaya bıraktığımda, o odanın sessizliğinde kendi
Alıntı
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
10/10
·160 syf.··
2026 39. kitabı
İsminin hakkını veren bir kitap. Okurken sürekli huzursuzluk verdi. Bu topraklarda olup içinde bulunduğu zengin kültürün farkı varmayan ayrıca bırak farkına varmayı bu zenginliğe düşman olan. Yaşanılan onca acıya sessiz kalarak zulme iştirak eden insanlar topluluğu gerçekten huzursuzluk veriyor. Bu kitapta yaşanılan acılar gerçektir ve maalesef en can yakıcı olan da bu. Kurgu metinlere ağlarken bu gerçeklerin yüreğimizi dağlaması lazım. Kitaptaki bu bölüm bence her şeyi özetliyor: Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım. Develere çöl gemileri derler bilirsin, bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür o kadar dayanıklıdır yani. Bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardir. Gördükleri yerde o dikeni koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu, devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Bütün Ortadoğu'nun adeti budur oğlum, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma