Öncelikle, kitapları sadece içinde yazılan şeylerle ya da verdiği, düşündürttüğü fikirlerle ya da duygularla değil onun nasıl tasarlandığını da göz ardı etmeden değerlendiririm. Yani benim için bir kitabın tasarımı da oldukça önemli. Bu yüzden değinmeden geçemeyeceğim, İthaki Yayınları’nın Bilimkurgu Klasikleri Serisi’nin kitap kapak tasarımları oldukça güzel ve etkileyici. Bu büyüleyici tasarımlardan bir tanesi de “Çocukluğun Sonu” kitabına ait.
Kitaba gelirsek, daha doğrusu bilimkurgu türü için konuşursak (ya da en azından okuduğum kadarıyla) genel olarak pek edebi metinler değiller. Evet, farklı bir evren, farklı bir dünya, iyi bir hayal gücü gerektirecek şekilde yazılmış, seni farklı düşünmeye iten bir tür ama genel olarak da hep bir şeyler eksik kalıyor gibi. Bu kalan da edebi niteliğin biraz az olmasından kaynaklı bence. Genelden özele gidersek, “Çocukluğun Sonu” kitabı bize farklı bakış açısından bakabilmemize elverişli şekilde kurgulanmış ama kurgu maalesef havada kalmış. İnsandan daha üstün varlıklar dünyayı istila ediyor, dünyaya hükmediyor, bunun ekseninde bir takım olaylar oluyor ama her yaşanın şeyin sonunda “Ee yani?” sorusunu sormaktan alıkoyamadım kendimi. Kitabın sonunun da çok havada kaldığını düşünüyorum. Yazar bazı yönlerden düşünmemize olanak sağlayacak şekilde olayları birazcık bilime de bağlayarak bize sunmuş ama bu da yetersiz. En azından bahsettiği şeyleri örneklendirse daha da iyi olur ve en azından doygunluk hissi uyandırabilirdi. Dediğim gibi, kitapta olaylar oluyor, ama ne olan olaylara bağlı olarak gelişen şeyler beni tatmin etti, ne de sonu. Olumlu olarak bakmaya çalışırsam da genel olarak insanlık için bazı önemli sosyolojik çıkarımları önümüze getirmiş yazar. Ve tabii belki uzayın yapısı, uzayda ve dünyada geçen zamanın aynı olamayacağı