Yüreğimin derinliklerinde üzüntüye benzer ama yapısı onunkinden farklı bir duygu, gelişen bir bitki gibi dokunaçlarını uzattı. Böyle hissetmeyeli uzun zaman olmuştu. Sanırım yüreğimde henüz bilmediğim yerler vardı. Zamanın dokunamadığı alanlar.
“Bazen kendimi anlayamaz oluyorum” diye açıldım dürüstçe. “Belki de kendimi gözden kaybediyorum demeliyim. Bu yaşamda kendim olduğumu, asıl ben olarak yaşadığım hissini duymuyorum. Yalnızca bir gölge olduğumu düşündüğüm zamanlar oluyor. Böyle hissetmek beni rahatsız ediyor çünkü kendimin bir taslak biçimine bürünmüş, becerikli bir şekilde kendimi oynuyormuşum gibi geliyor bana.”
Demeye çalıştığım şey, bir kez katıksız,saf aşkı tadanların, deyim yerindeyse, kalplerinin bir parçası ışınlanır. Bir anlamda yanmış gibi olur. Özellikle de o aşk yarım kalmışsa. Böylesi bir aşk, o kişi için daha ötesi olmayan bir mutluluktur, ama aynı zamanda baş belası bir lanettir. Anlatabiliyor muyum?
Aynanın içinde bana bakan ben, gerçek ben olmayabilirdi. O sonuna dek bana benzeyen, benimle aynı hareketleri yapan başka biriymiş gibi hissetmekten alıkoyamadım kendimi.