Korktuğum başıma geldi; tüm sırların ortaya
döküleceği gün korkusuyla, kendisinin de
şaşıracağı zevklerden habersiz.
Ey canım sıkı davran, kendini zorla, bırak bir yana tutku peşinde koşmayı, boş yere yorulma.
Kurtuluşa doğru koş; tutkunun doğuracağı
kötülüklerden kurtulmak için tüm gücünü harca.
Belki böylece onun üstesinden gelirsin, etkisinden kurtulursun, alevli ateşine yanmazsın.
Ey sen, oyun oynayan, her şeyi şakaya alan!
Zamanın sana karşı ne kadar sert ve acımasız
olduğunu görmüyor musun?
Korkmuyor musun zamanın belalarından?
Sana söylenen öğütlerden yalnızca zamanın sana öğrettiği ilginç dersleri tut.
Parlak gösterişi fâni olan bu dünyayı ve
kazananıyla dalga geçen bir kazancı boş ver gitsin.
Hiç kimse bu dünyanın bağrını delemedi. Kim bu kaleyi sarsmaya çalıştıysa, kale duvarlarından çok uzaklara fırlatıldı.
Vefanın ikinci derecesi size hainlik edene vefakâr olmaktır. Bu, sevgili için değil, yalnızca âşık için söz konusudur. Sevgili konu dışıdır; böylesi bir vefa ona gerekmez de zaten. Çünkü bu ancak güçlülerin, dayanıklıların, sağlam bünyelilerin, gönlü zenginlerin, yiğit ruhlularn, emin akıllıların, güzel ahlaklıların, temiz niyetlilerin dayanabileceği bir durumdur. Kuşkusuz hainliğe aynısıyla karşılık veren kişi ayıplanamaz; fakat yukarıda söylediğimiz biçimde karşılık vermenin daha yüksek bir değeri vardır; daha yiğitçe bir davranıştır. Bu durumda vefanın en yüksek aşaması, kötülüğe karşı kötülük yapmamak, sözle ya da eylemle hemen cevabı yapıştırmaktan ka-
çınmak; elden geldiğince dostluk bağını koparmayı ertelemek; umut var oldukça içtenliği bırakmamak; en ufak bir ilgi kurma
işareti, çok zayıf da olsa azıcık bir ışık ya da küçük bir belirti oldukça dönüş kapılarını açık tutmaktır. Ama eğer umutsuzluk belirmiş, hınç ağır basmışsa; o zaman sizi aldatan kişiden esenliğe çıkmanız, size zarar verenden güvence altına girmeniz, size kötülük yapandan kaçıp kurtulmanız gerekecektir. İhanetle ortaya çıkan hıncın giderilmesi için
geçmişin anısı anımsanmalı; çünkü verilen sözlere saygı duymak,
bilge kişiler için kaçınılmaz bir görevdir.
Aşık, kendi kişilik ve karakterini zorlayarak da olsa sevdiğinin kişilik ve karakterine tabi kılar. Nice hırçın, söz anlamaz,dik kafalı, inatçı, gururlu, huysuz kimseler aşk rüzgarlarını içlerine çeker çekmez aşk denizine daldılar. Bükülmez huyları yumuşadı, zorlukları kolaylaştı; keskin bıçakları köreldi; kibirleri alçak gönüllülüğe dönüştü.
Güzeli güzel bulmak ve kendini aşka kaptırmak doğaldır; ne emredilmiş, ne yasaklanmıştır. Zaten kalpler, onları yönlendiren Allah'ın elinde değil midir?