-Baştanbaşa yaya olarak geçtiğim Anadolu'nun akıl almaz sefaletini görmüştüm...
-Yiyeceğimiz, giyeceğimiz, kullanacağımız, şekerimiz, ilacımız, silahımız dışarıdan geliyordu...
-Bizim cephede şeker yerine eğer bulunursa dutkurusu, çay yerine dağlardan toplanan kekik otu kurusu kullanırdı....
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
O zaman etrafımda gördüğüm insanlar, Ankara'nın, bir devrini ve bir neslini temsil eden insanlardı. Hepsinin başı Çankaya'ya bağlıydı. Çankaya ise Ankara'dan kopmuş bir yer değildi. Çankaya'da ki basit bağ köşkünde , her şey den önce genç, dinamik bir insan yaşıyordu. Hayata doymamış, hayata ve insanlara bağlı ve bütün insani kompleksleri olduğu gibi yaşayan bir insan. Bu insan, bütün günlük hayatıyla sanki hepimizin arasında yaşiyor gibiydi. Ondan taşan dinamik bir hayatiyet havası bu kıraç ve harap Ankara'ya durmadan yayılıyordu, ruhları besliyordu...
- istediğini yap arkadaş, dedi, ama bizim mektep çocuklarını sakın kominist yapma!
-Mektep çocuklarınla işim yok Vekil Bey, ama siz kendinizi koruyun...
Ben devlet dairesi ve devlet işi deyince soğuk, şahsiyeti öldüren ve sinsi bir ortam, bir çevre düşünürdüm. Halbuki gördüğüm bu manzara kalbe şevk veren bir şeydi...