Hasret Keskin

Hasret Keskin
@hasreett_
kaybettiğim okuma alışkanlığımı geri kazanmaya çalışıyorum.
Orozkul Keşke Ölse.
9/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Aytmatov'un favori yazarlarımdan olması sebebiyle midir bilmem ama bir solukta okudum kitabı. Kitap Kırgızların bir efsanesi olan Maral Ana Destanı'nı ve bu destana tüm benliğiyle inanmış dede ve torununu, bu ikilinin ailesini ele alıyor. Herkesten uzakta, dağlarda yaşayan 3 aile ve bu aileler arasındaki çatışma, kitap boyunca işleniyor. Amacım kitabı özetlemek değil, fikirlerime ve yorumlamaya geçiyorum. Spoi var ileride dikkat ett. Dedenin torunu dışında herkes tarafından itilip kakaılıp hor görülmesi, aşağılanması, rencide edilmesi, gururunun hiçe sayılması o kadar acı vericiydi ki... Başta damadı olacak o adam, karısı, kızı, tanımadığı insanlar; herkes kullanıyor çıkarları için. Çünkü dede kendine değer vermeyi öğrenememiş bir adam. İnsanlara gösterdiği saygıyı kendine göstermeyi bilmiyor. Son sahifelerde biraz da olsa değişmeye başlar gibi olsa da otoriter damadı hemen bastırıyor bu başkaldırışı. Buradan basit bir hayat dersi çıkarmak mümkün aslında: İnsanlara kendimize saygı duyduğumuzu ve onlardan da saygı beklediğimizi saygı göstererek belirtmemiz icap eder. Bu gerekliliği ezildikten sonra değil, her daim aklımızdan çıkarmamamız gerek. Aksi takdirde "sen böyle değildin, noldu da değiştin?" cümlelerini duymamız işten bile değil. Dedeye göre Kırgızları ayakta tutan, onları kötülükten koruyan Maral Ana'ydı. Maral Ana kutsal ve dokunulmazdı, ona hürmetsizlik etmek dünyadaki en büyük kötülüktü. Fakat hikayenin sonunda Maral Ana'yı da yine kendisi vurdu. Torununu da Maral Ana dolayısıyla kaybetti. Maral Ana onları ziyarete gelmeseydi bu felaketler de başına gelmeyecekti. Körü körüne inandığı gerçek belki de esasen yanlıştı. Gerçek yanlış olabilir mi? Olabiliyormuş. Olay örgüsü güzel ve akıcı işlenmişti. Ama bazı şeylere fazla anlam yükleyip devamında bu şeylerden
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,6bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·80 syf.··
2023 21. kitabı
"Milena'ya Mektuplar" benim için ilerlemesi zor bir kitaptı. Çünkü mektuplaşma değil bu eserdeki, yalnızca tek tarafın mektupları. Durum böyle olunca da insan çoğu şeyleri anlamakta zorlanıyor, hatta anlayamıyor bile. Milena ve Kafka'nın aşkı gerçekten etkileyiciydi, sadece bazı kısımlarda olsa da. Birbirlerine o kadar bağlılardı ki... Özellikle Kafka (diyorum çünkü Milena'nın nasıl düşündüğü hakkında pek de fikir edinemiyoruz, maalesef) Milena için canını bile verebilecek duruma gelmişti. Milena'sız bir hayat yaşanılmazdı onun için. Saatlerini, günlerini(geceler de dahil), hatta haftalarını Milena'yı düşünerek geçiriyordu. Aslında bu noktada biraz bağnazlık oluşmuş bana sorarsanız Kafka'da. Çünkü Milena'nın her dediğini doğru buluyor, onu kusursuz olarak değerlendiriyor, her konuda haklı görüyor vs. İmkansız aşıkların birleşememelerinin temel nedeni Milena'nın evli olması tabi ki. Bu noktada da Milena ve Kafka'nın bunu -biraz da olsa- göz ardı etmesini doğru bulmuyorum. Velhasıl kelam, hikayelerinin böyle bitmesini ister miydim, hayır. Beraber olabilselerdi her şey çok daha farklı olabilirdi. Ne demiş şarkıcı (ismini unuttum dnnfns) Bizimkisi bir aşk hikâyesi, Siyah-beyaz film gibi biraz. Ateşle su, dikenle gül gibi, Bizimkisi roman gibi biraz. Ateş ve diken Kafka'yı, su ve gül ise Milena'yı temsil ediyor bence. Kafka'yı güzelleştirecek, ona iyi gelecek olan Milena'ydı. Fakat Milena Kafka'nın ihtiyaç duyduğu ne su olabildi, ne de gül. Bu hikâyede yanan da Kafka oldu, acı çeken de.
Aşk
Milena'ya MektuplarFranz Kafka · Zeplin Kitap · 201765,9bin okunma
Puan vermedi
Şimdiden söyleyeyim, söyleyeceklerim yüksek dozda spoiler içermekte!! Kitabın başkahramanı oldukça zorlu dönemlerden geçiyor. Yemek yeme, barınma gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Düzenli bir işi olmadığından maddi açıdan sıkıntı çekiyor. Gittikçe fakirleşiyor, dünyada sahibesi olduğu mal varlığının neredeyse tamamını kaybediyor. Bazen aklını, bazen bilincini, bazen kişiliğini kaybediyor belki ama asla gururunu kaybetmiyor. Acı gerçeklerin her ne kadar farkında olsa da onlarla yüzleşmekten kaçınıyor. Kendini avutuyor çoğu zaman ve etrafındakileri de buna inandırıyor yalanlar söyleyerek. Açlıktan ölmeyi, insanların karşısında mahcup olmaya tercih ediyor. Bunun nedeni belki fıtratında bulunan baş eğmeme, gururunu koruma içgüdüsü belki de kısa bir zaman öncesine kadar sahip olduğu sosyal statü. Kendine inanamıyor belki de. "Daha dün bir dilenciye yardım etmek için 5 kron verebilen ben nasıl olur da bugün sokakta dilencilik yapabilirim?" diyordur belki de. Kitabı edebiyat hocamın tevsiyesi ile okudum. Hayatında okuduğu en etkileyici romanlardan biri olduğunu söylemişti kendisi fakat ben aynı etkiyi göremedim. Kitapta bir insanın açlığın en üst seviyesiyle başa çıkması, fakirliğiyle baş etmesi ve yaşamını devam ettirmeye çalışması anlatılıyor. Evet, gerçekten de çok etkileyici kısımlar vardı. Özellikle kahramanın açlığını giderebilmek için insan dışı yöntemlere başvurduğu zamanlar... Bunlar konu itibariyle etkileyici zaten ama buna bir de yazarın olayları birebir yaşamış gibi oldukça gerçekçi bir şekilde anlatması eklenince bazı kısımlarda sarsıcı bir etki yaratabiliyor okurun üstünde. Kitaptan pek etkilenmediğimi söylemiştim. Bunun nedeni, kahramanın çektiği sıkıntıların aslında onun birer imtihanı olması bence.
Hayat ve İnsan
AçlıkKnut Hamsun · Olimpos Yayınları · 202335,8bin okunma