"Milena'ya Mektuplar" benim için ilerlemesi zor bir kitaptı. Çünkü mektuplaşma değil bu eserdeki, yalnızca tek tarafın mektupları. Durum böyle olunca da insan çoğu şeyleri anlamakta zorlanıyor, hatta anlayamıyor bile.
Milena ve Kafka'nın aşkı gerçekten etkileyiciydi, sadece bazı kısımlarda olsa da. Birbirlerine o kadar bağlılardı ki... Özellikle Kafka (diyorum çünkü Milena'nın nasıl düşündüğü hakkında pek de fikir edinemiyoruz, maalesef) Milena için canını bile verebilecek duruma gelmişti. Milena'sız bir hayat yaşanılmazdı onun için. Saatlerini, günlerini(geceler de dahil), hatta haftalarını Milena'yı düşünerek geçiriyordu. Aslında bu noktada biraz bağnazlık oluşmuş bana sorarsanız Kafka'da. Çünkü Milena'nın her dediğini doğru buluyor, onu kusursuz olarak değerlendiriyor, her konuda haklı görüyor vs.
İmkansız aşıkların birleşememelerinin temel nedeni Milena'nın evli olması tabi ki. Bu noktada da Milena ve Kafka'nın bunu -biraz da olsa- göz ardı etmesini doğru bulmuyorum.
Velhasıl kelam, hikayelerinin böyle bitmesini ister miydim, hayır. Beraber olabilselerdi her şey çok daha farklı olabilirdi.
Ne demiş şarkıcı (ismini unuttum dnnfns)
Bizimkisi bir aşk hikâyesi,
Siyah-beyaz film gibi biraz.
Ateşle su, dikenle gül gibi,
Bizimkisi roman gibi biraz.
Ateş ve diken Kafka'yı, su ve gül ise Milena'yı temsil ediyor bence. Kafka'yı güzelleştirecek, ona iyi gelecek olan Milena'ydı. Fakat Milena Kafka'nın ihtiyaç duyduğu ne su olabildi, ne de gül. Bu hikâyede yanan da Kafka oldu, acı çeken de.