Bir arkadaşımın tavsiyesiyle almıştım bu kitabı, ancak şimdi okuma fırsatı bulabildim ve sevemedim; çoğu zaman öneri sonucu aldığım kitaplarda bu durumu sık yaşıyorum. İstisnalar da var tabii ki, önerilerine güvendiğim insanlarda bunu yaşamadım hiç.
Belki de beklenti içinde okuyorumdur diye düşünmüştüm, ama okumak için heyecanlı da değildim, sanmıyorum. Yekta Kopan’dan daha önce ‘’Bir De Baktım Yoksun’’u okumuştum ve o öykülere bayılmıştım. Ama şu an okuduğum öyküler için aynı fikirde değilim.
On iki öykünün yer aldığı eserde, hikâyelerin kahramanları çocuklar ve onların bakış açılarıyla yaşananlara tanık oldum, her öyküde farklı bir çocuk ve olayla karşı karşıya kaldım. Yüzleşmek zorunda kaldıklarıyla, iç çatışmalarıyla ve gerçeklerle boğuşurken bir yandan da hayalleri ve umutlarıyla yetişkinlerin dünyasına bakıyorlar. Bu bağlamda öykülerin temaları çok güzel aslında, ama bir ‘’olmamışlık’’ vardı. Anlatıcılar, çocuk gibi değillerdi. Çocuklara özgü olan o dili göremedim. Evet, zor durumlara düşüyorlar, başlarına birçok dert açılıyor, sevdiklerinin acılarına tanık oluyorlar… Belki de bu sayede erken büyümek zorunda kalıyorlar, fakat çocukların içlerinde var olan o umudu hissedemedim doğrusu. Anlatım çok kalabalık, düşünmeye imkânım olmadı gibi bir şey oldu. Umudu yakalayamamamın bir nedeni olabilir bu.
Boşluk bırakılmayan, hıncahınç dolu, geveze anlatımları sevemiyorum ve böyle metinlerden kopuyorum hemen. Yoğun, karışık ve katmanlı üsluplarla karıştırılmasın bu, mesela zamanların birbirine geçtiği ‘’bilinç akışına’’ hastayımdır. Bu türde yazılmış kitapların çoğuyla, çok ayrı bir bağımız vardır.
Aralarında biraz da olsa hoşuma giden öyküler de oldu, ama genel düşüncelerim bu. Edebi lezzetten yoksun kaldığım ve bitirmeye çalıştığım bir kitap oldu yani.
İncelememi