Sıkıntılı düşünceler büyüdükçe üzerine atılıp yatıştırıyordum. Unutmaya çalıştım ve kaçtım. Ama kişi kendi duygularının çeperlerine kadar doldurduğu bir dolabın içinde ne yana kaçabilir. Hesaplarımız ise bu dolabın ufalmasına neden oluyor.
düşününce gördüm ki tabanından yere mıhlanmış gibi toprağa bağılıktan oluyor bütün bunlar. Yeryüzünü yırta yırta adım atıyoruz. Ayrılıklara dayanamıyoruz. İsyan bu, başımıza gelenlere razı değiliz.
Fakat bilinir ki zamanını geçirmeden yazmak gerekli. Gebçken, o romanın gençliğindeyken, henüz acımasızken. Hatta barbarken. Yoksa kötüyü ve kötüleri anlatmakta vakti geçirmiş olabiliriz. Cazibesine yakalandığımız "merhamet", içimizde, en zalimlere bile sıcak kucaklar yontmadan anlatmalıyız.