Hatice Aydemir

Abutalip kaçınılmaz bir şekilde şu sonuca varmıştı: Kendisi, kaderi Tansıkbayev’in ellerinden belirlenmiş bir kurbandı. Tansıkbayev ise sosyalizmin dünyada ilerlemesini durdurmaya ve komünizmin yeryüzünde zafer kazanmasını engellemeye niyetli düşmanlara karşı yorulmak nedir bilmeden mücadele etmeye yönelik anlamsız, ama kendi kendini sürekli olarak bileyen acımasız bir cezalandırma sisteminin basit bir vidasından başka bir şey değildi.
Sayfa 113·Kitabı okudu
Reklam
“ Biliyor musun Dogulang, bu bir yavru tavşan değil, ellerimin arasında tuttuğum kendi yüreğim.”
Sayfa 70·Kitabı okudu
“ Niçin böyleler? Görünüşte onlar da insana benziyor. Peki, bir insan bunca kini içinde nasıl barındırır? Üstelik ben hiçbirine en ufak bir fenalık yapmış da değilim. Onlar beni bilmezler ben onları bilmem, tanımam, ama sanki kan davası güdüyormuş gibi bir hınçla vuruyorlar, eziyet ediyorlar. Niçin? Bu insanlar nasıl bu hale geliyorlar? Bana niçin eziyet ediyorlar? Nasıl dayanmalı, ne yapmalı da aklımı kaçırmamalı, başımı duvara vurup parçalamamalıyım?! Nihayetinde bunu yapmaktan başka da bir çıkış yolu göremiyorum.”
Sayfa 12·Kitabı okudu
“İşte benim kızdığım da bu ya. İnsanın elinden malını mülkünü alsalar çalışır, geçimini yine sağlar. Ama onurunu ayaklar altına alsalar artık ondan bir daha hayır gelmez.”
Sayfa 102·Kitabı okudu
Bu yerlerde trenler doğudan batıya, batıdan doğuya gider-gelirlerdi. Bu yerlerde, demir yolunun iki yanında Sarı Özek bozkırı, sarı kumlu geniş bozkırların bomboş orta bölgesi (özeği) uzanıyordu. Bu yerlerde, meridyenlerin Greenwich’ten başlayarak sayılması gibi, bütün uzaklıklar demir yoluna göre hesaplanırdı… Trenler ise doğudan batıya, batıdan doğuya gider-gelirlerdi…
Sayfa 19·Kitabı okudu
Reklam