Ellerimi, yüzümü yıkayıp aynaya baktım. Herkesin bana baktığında gördüğü yüz bu muydu? Değildi tabii. İnsan kendi yüzünü asla olduğu gibi göremiyordu. Diğer her şeyi büyük bir netlikle gören bu gözler, kendini ancak bir aynanın yansıması ile fark ediyordu.
İsteyip de tamamlayamadığım eksiklerimi de alıp gideceğim. İçeride, çantamda duran, uzun süredir çıkmasını bekleyip de heyecanla başladığım kitap gibi. Daha bitmemişti. Kaldığım yere, bir defter sayfasından kopardığım parçayı iliştirmiştim. Bir an sonrasının garantisi varmış gibi. Sanırım kitabın sonunu hiç okuyamayacağım...
İşte o an kararımı vermiştim: Pamuk teyze gibi hemşire olacaktım. Tek bir farkla: Asla çamaşır suyunun rengini çaldığı şeyler giymeyecektim ve evimde hep müzik sesi olacaktı. Yedi yaşındaydım, hiç ölmeyecekmiş gibi hayaller kurabiliyordum. Oysa bugün, on dört yıl sonra bugün, ben, bir banyonun, ilk döşendiklerinde beyaz olan fayanslarını, çamaşır suyunun bile açamayacağı bir kızıla boyuyorum. Hem de hiç istemeden.
Kitap bir delinin hayatını ve iyileşme sürecini anlatıyor. Tümüyle bir romantizm kitabı denebilir. Bundan ötürü ilk başlarda çok fazla ilgimi çekmediğini söyleyebilirim. Fakat ana kahramanımızın neden deli olduğunun araştırıldığı kısım aksiyon/gerilim havası yarattığı için beğendim. Kitabı 13-14 yaşlarında okumuş ve çok güzel bir etki bıraktığını hatırlayarak tekrardan okumak istemiştim. Fakat yaş ilerleyince hissedilen duyguları tekrardan yakalamak mümkün olmuyormuş :') Akıcı ve sade, basit bir anlatımı olan bir kitap. Size çok bir şey katmaz fakat keyifli vakit geçirmek, genç kurgusu tadında bir kitap okumak isterseniz tercihiniz olabilir.