Çok acayip hastalıktır insanlardaki Çürüme, zordur yani nasıl başladığını anlamak. Horace Kinch'i bizim King's Bench hapishanesinin duvarları arasına götürmüş olan bu hastalıktı işte, onu toprağa götürmüş olan da ayrıca... Yüzüne bakılacak adamdı, hayatının baharında, hali vakti yerinde, yeternce kafalı, eş dost nezdinde de gayet popüler biriydi. Güzel bir evlilik yapmış, sağlıklı ve şirin çocukları olmuştu. Ama kimi iyi görünüşlü evler ya da iyi görünüşlü gemiler gibi, Çürüme'ye uğramıştı. İnsanlardaki Çürüme'nin dışarıdan görülebilecek ilk güçlü belirtisi, mevzilenip aylaklık etme, akıl alır bir neden olmaksızın sokak başlarında bulunma, kime rastlansa neresi olursa gitme, belli birinde değil de bir sürü yerde olma, elle tutulur hiçbir şey yapmama, ancak yarın ya da öbür gün ne idüğü belirsiz bir alay vazifeyi ifa etme niyetine sahip olma eğilimidir. Hastalığın bu belirtisi gözlemlendiği zaman, gözlemci bunu genelde, vakti zamanında ortaya konmuş ya da kabul edilmiş belli belirsiz, hastanın biraz zor bir hayat yaşadığı izlenimine yoracaktır. Hastanın dış görünümünde kötüye gidiş fark edeceği zaman da bunu ölçüp biçip o korkunç Çürüme şüphesini ortaya koyacak zamanı pek olamamış olacaktır: bir şapşallık, bir bozulma, ama ne bir yoksulluk, ne kir pislik, ne sarhoşluk, ne sağlığı bozukluk, sadece ve sadece Çürüme yani. Bunu sabah vakti güçlü sularınkine benzer bir koku izler; sonra para mevzularında bir gevşeklik; ardından her şeye dair bir gevşeklik; onu da, elin ayağın titremesi, mahmurluk, sefalet, dağılıp un ufak olma. Ahşapta nasılsa insan da öyledir. Çürüme, hesap edilmesi imkansız bir tefeci faizinin hızıyla ilerler. Bir kalasa Çürüme bulaşmayagörsün, bir bakarsınız bütün yapı yitip gitmiş.