Aliya’nın 1969’da kaleme aldığı bu eser, eski Yugoslavya yönetimi tarafından ciddi bir tehdit olarak görülmüş ve yazarı 14 yıl hapis cezasına çarptırmıştır (fiilen 2 yıl yatmıştır). Ketebe Yayınları’nın bu basımında, ilgili mahkeme kararına karşı yaptığı tarihî savunma da yer alıyor.
Kitapta, Müslüman dünyanın mevcut durumu gerçekçi analiz ve yorumlarla ele alınıyor. Bu durumdan nasıl sıyrılıp yeniden aydınlık bir çağa geçilebileceği konusunda öneriler sunuluyor.
İlk bölümde, Müslüman ülkelerin zayıflığının sebepleri; fakirlik, eğitimsizlik, bölünmüşlük ve "umursamazlık" olarak özetleniyor.
İkinci bölümde Aliya, "İslami nizam"ı tanımlıyor. İslam’ın yalnızca bir din değil; aynı zamanda çalışma, bilim ve toplumsal düzeni de kapsayan bir hayat sistemi olduğuna vurgu yapıyor. Eşitlik, kardeşlik, mülkiyet, faiz, kadın, aile, azınlıklar gibi konular bu çerçevede ele alınıyor.
Üçüncü bölümde, İslami düzenin günümüzde karşılaştığı sorunlar irdeleniyor. Kapitalizm ve sosyalizm arasındaki ikilem, diğer dinlerle olan ilişkiler, Pakistan örneği gibi başlıklar kısa ama çarpıcı analizlerle aktarılıyor.
Son bölümde ise mahkemedeki savunma yer alıyor. Aliya, mahkemelerin hangi noktada hangi yasaları ihlal ettiğini net şekilde ortaya koyarken, deklarasyonu özetleyip bazı noktaları daha detaylı açıklıyor.
Müslüman ülkelere, özellikle Türkiye’ye dair yaptığı tespitler ve analizler oldukça ufuk açıcı ve düşündürücü. "İslami nizam" kavramı kimilerine ütopik görünse de, Aliya’nın yaklaşımıyla gerçekçi bir zemine oturtulmuş, olması gereken bir durumu tanımlıyor.
Kitabın dili beklediğimden daha akıcıydı. İçeriği ise beni daha çok araştırmaya ve düşünmeye itti. Bilge Kral’ın gösterdiği yolu anlayabilmek ve takip edebilmek dileğiyle...
Kitap incecik olmasına rağmen altı çizilesi, insanı düşündüren pek çok nokta barındırıyor. Dört bölümden oluşan bu kitap, arkadaşlığı çoğunlukla aşk ilişkileriyle kıyaslıyor ve zaman zaman aile bağlarıyla olan ilişkisini de ele alıyor. Arkadaşlığın süresi, sürekliliği ve hatta ölümsüzlüğü üzerine sorular soruyor; düşündürüyor.
İlk bölümde yazar, Aristoteles'in tanımlarına dayanarak arkadaşlığı üç türe ayırıyor: zevk arkadaşlığı, fayda arkadaşlığı ve hakiki arkadaşlık. Bu bölümde modern zaman araçlarının arkadaşlık ilişkilerine etkisine de değiniliyor.
İkinci bölümde arkadaşlıkta yaşanabilecek saadetlerden söz ediliyor. Birlikte mutsuz olabilmek, daimi bir sohbet hâlinde olmak, paylaşılan güzel tecrübeler edinmek gibi on farklı başlık sıralanıyor ve açıklanıyor.
Üçüncü bölümde ise arkadaşlık ilişkilerinde karşılaşılabilecek sorunlar ele alınıyor. Özensizlik, artan farklılıklar, eleştiriler, para ve iktidar meseleleri gibi konular yine on madde hâlinde inceleniyor.
Son bölüm, arkadaşlık için en gerekli şeyden bahsediyor: kişinin kendisiyle arkadaş olabilmesi. Kendini tanımanın ve sevmenin diğer ilişkiler üzerindeki etkisini anlatıyor. Bu amaçla, kişinin kendine sorabileceği yedi soru paylaşılıyor. Bu bölüm her ne kadar kısa olsa da bence kitabın en önemli ve en düşündürücü kısmıydı.
Kitap bende tatlı duygular uyandırdı; neredeyse her sayfada farklı bir arkadaşımı düşündüm. Tekrar tekrar dönüp bakacağım bir kitap ve en önemlisi, tüm arkadaşlarıma hediye etmeyi isteyeceğim bir kitap. Belki bir gün...
Nasıl da bahtiyar edicidir, beni gözeten birisinin, halimi hatırımı, nerede olduğumu, ne yaptığımı soran, onun için varlığımla yokluğumun bir olmadığı birisinin mevcudyeti!
Samimiyetleri, arkadaşlara beraber barınabilecekleri bir ev olur; öyle ki, şunu diyebiliriz; arkadaşsız kalan bir ruh yoksul düşer, yalnızlığın ümitsizliğine batar.