Ah, ne yapacağım, ne olacak benim kaderim? Çok ağır geliyor benim böyle bir bilinmezlikte olmam, bir geleceğimin olmaması, başıma ne geleceğini tahmin edememek Geriye bakmak da korkutucu. Orada hep acı var, bir hatırayla bile kalbim iki parçaya ayrılıyor. Beni mahveden kötü insanlar yüzünden sonsuza dek ağlayacağım!
Öğrencilik yıllarında da politik olarak kendini ifade eder ve hiçbir zaman düşüncesinden mücadelesinden vazgeçmez. Ahmed Arif Ankara'da polisler tarafından yakalanır ve hakim karşısına çıkarılmak için İstanbul'a götürülmektedir. Ahmed Arif iki komiser, dört de polis nezaretinde trenle İstanbul'a götürülürken o dönemi şöyle anlatır:
"Serçe kadar canım vardı. Boğazımda kanama vardı.
Hastaydım.
Ekmek çiğneyemez, yemek yiyemezdim.
Zaten zayıf bir çocuktum, büsbütün zayıflamışım.
İşte böyle bir günde götürdüler beni..."
Asıl etkileyici olan ise bindikleri kompartımanda yaşlı bir teyze ve amca ile yaşadığıdır.
Havadan sudan laf açılıp sohbet edilirken bir ara polisler uykuya dalar.
Yaşlı teyze Ahmed Arif’e yaklaşır ve sorar:
- Oğlum nedir halin?
Ahmed Arif ne cevap vereceğini bilemez. Sosyalistim, siyasiyim eylemciyim ya da öğrenciyim dese olmaz. Çünkü yaşlı teyze bunları anlamaz.
Şair teyzeye şöyle der:
- Sevdadır bu teyze...
Bunun üzerine yaşlı teyzenin gözleri parlar ve Ahmed Arif’e sarılıp öpmek ister.
Ahmed Arif o anı şöyle anlatır:
"Bir sevgili, bir anne gibiydi. Ömrümce böyle bir anneye, bir ablaya hasret kaldım. Çıkınını açtı, para vermek istedi bana. Almadım. Cebimde de beş liram var. Keşke alsaydım, ama çok utandım. O da garip..." #ahmedarif