Şimdi; elinde orak, buraya hasada gelmişsin.Ne ektin ki, ne biçeceksin?Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi?Tabii ayaklarına batacak.İşte; her yanın yarılmış bir halde kanıyor ve sen, acıdan yüzünü buruşturuyorsun.Öfkeden yumruklarını sikiyorsun.Sana ıstırap veren bu şey, senin kendi eserindir.
"Ne bu zırhlılardan, ne bu ordudan, ne sokak başlarındaki makineli tüfeklerden korkuyorum.Beni, korkutan şey, kendi aramızda anlaşmazlıklar, kendi aramızdaki nifaklardır.Bizi asıl bu mahvedecek."
Istırap çekmeyi severim.Fakat, bu ıstırabın sevimli hiçbir tarafı yok; çünkü bu bir felaketin mahsulü değildir.Bu, rezil olmuş birinin ıstırabıdır.Utanç, bir yarasa gibi yüze yapışır ve alnımızın ortasından kanımızı emmeye başlar.Vücut o kadar zaafa düşer ki, adeta bir posa halini alır.Pespaye ve sefil bir şey olur.Onun için utanmak, kendi kendinden nefret etmenin eşitidir.