Niye susardı peki insan, neden başını öte yana çevirirdi? İçindeki iblisten değil, dışındakilerden korktuğu için. Yanlış mahcubiyetler yüklenmeye talimli olduğu için. Başkalarının acısından muaf kalabileceğini sandığı için, felaketlerin bulaşıcı olduğunu anlamadığı için. Başını öte yana çevirip susar ve kendinden hem bir cehennem hem de bir cehennem zebanisi yaratırdı. Sonra o cehennemde kendi de yanardı.
Dışarıda ne çok suskunluk var diye düşündüm, içeride ne çok ağırlık. Uzun süren bir suskunluğun parçası olmanın utancıyla, avuçlarıma geçirdim tırnaklarımı. Canım yandı. Canım yandı. Zaten canım yansındı.
Çok kaybolmanın bir avantajı da bu, yolu bulduğu zaman fazladan seviniyor insan. Vardığı menzilin kıymetini biliyor. Bundan böyle, içeride ve dışarıda kayboldukça, söylenmek yerine şükretmeye karar verdim. Neticede, kaybetmeden hiçbir şey bulunamıyor.
Genç bir kız oturuyor orada. Adı Handan. Bütün sözlüklerden emekliye ayrılmış. Anlatmaya en az yarayanın kelimeler olduğunu anladığından beri daha az konuşuyor. Söylediklerini dinlemeyenler, sessizliğinden de mana çıkarmaya çalışmıyor.