Yazarla ilk tanışmak oldu, bir mektuptu sanki yanmış bir yürekten yanmanın baharında olan yüreklere ..
Yazarımız kısa satırlarla uzun uzun ve derin bir solukla konuşmuş, ince ince dokumuş eserinde, hep diplerden sızanları, sızılardan sızıya taşımış kelimeleri. Derinlerden bir anlam menbağı çıkarıp; bana ve sana bir serinlik hazırlamış. Bizi kavuran, boğan, yoran ne varsa; yorgun duygular çöplüğüne çevirdiğimiz içimize atılmış iniltileri az da olsa bize göstermeye cehd etmiş. Yazar bir ayna olmak istemiş bazan kendini bile unutan, varlığını görmeyen veya göremeyen bize.. konuşmuş, koşmuş yazar ve edebiyat kavi bir ses olmuş kelimeler ise yara izine dönüşmüş.. Ne var ise, o olmuş o düşmüş o birikmiş..kitaba döner isek, iyisinden bir seyrü sefere çıkartıyor sizi yazar, belgesel tadında kendi iç aleminize yolculuğunuza rehberlik ediyor.
Yazarımız eserini Üç tema üzerinden, iki somut/soyut kurguyla inşaa etmiş. Araları edebiyatın gâyesinden, inceliklerinden ve yazarlığın görevlerinden kısa bilgiler serpiştirerek ikmal etmiş. Birinci temada torunuyla özlemle konuşan bir nine üzerinden seslenmiş bize, çağdan çağa, kalpten kalbe, hayat biçimlerinin farklarına onlar üzerinden bir yaşam felsefesini billurlaştırmaya çalışmış. Dinlendiren sade bir hikayeyle zamanın tuzaklarını, kayboluşları, insanın bataklıklarını göstermeye özen göstermiş burada.
İkinci temada doğup büyüdüğü evin odalarında hasret ve özlem duyduğu maşukuyla buluşma adımlarını, çabalarını ve keşkelere dönüşen hasretlerden bahsetmiş. Bazan bodrumlarda bazan bir kapı eşiğinde bazan bir pencere önünde.. ve bunları hep bir sembol kılmış içindeki yara izlerini işaret eden.. onlar üzerinden insanın daim kendisiyle yabancılaşma yolculuğunu, içini deşmelerini, geç kalışları, kendiyle buluşamamalarını distopik