İnsan, bir ömürlük hayat macerasında ancak kalabalıklardan sıyrıldığı vakit kendisiyle tanışmaya başlıyor.
Yıllardır süregeldiği yaşamın sadece gerçeği örtbas eden bir kamuflaj, içinde, ta en derinlerde kopan fırtınaların yarattığı sancıları bastırmak için sunni bir ağrı kesici olduğunu farkediyor.
Kalabalıkların; kendisini, kendisinden daha bir yabancı ve daha bir ırak kıldığını geç kalışlarla bir kez daha anlıyor.
Esefdir ki insan, bu hakikatle hep ansızın ve hazırlıksız tanışıyor. En savunmasız en korunaklı düşündüğü yerinden vurularak hemde..
Bu minvalde insanın kendiyle olan vuslatı, acıyla başlar. Tıpki dünyaya gelirken çektiği ilk nefesin ciğerlerini yakarak hissettirdiği acı gibi..
.."sen ve yağmur.
başa dönemezsiniz.
öyle bir yol yürüdünüz ki ancak dönüş yolunu yok ederek gelebilirdiniz.
inişiniz bir iniş olurdu başa dönmemecesine.
yağmur yalnız yağarken yağmurdur.
sen yalnız senken sensin.
burada kalamazsın ve başa dönemezsin.
gitmek zorundasın,
kovalanan bir yahudi gibi.
ama yahudiler gibi kendinle kalamıyorsun.
her şey çok yetersiz senin için.
her şey sana çok fazla."
| İsmet Özel