Bu kitabı yine kardeşimin önerisiyle okumaya başladım. Açıkçası, kapağı ve ismi bana oldukça değişik gelmişti; bu yüzden ilgimi çekti. Okurken de aynı hissi devam ettirdi. Fakat benim gibi fazla kaygılı birisi için okuması biraz zordu çünkü ana karakter de çok kaygılıydı ve bu kaygıyı bize çok iyi hissettirdi. Karakterin yaşadığı gerilim hiç bitmedi, bu yüzden kitap boyunca sürekli bir gerginlik içinde hissettim.
Kitabın konusuna gelecek olursak hikâye edebiyat dünyasında geçiyor. İki yazar arkadaş var. Bu arkadaşlardan biri (daha popüler olan) birlikte pancake yerken aniden ölüyor. Diğer karakterimiz ise popüler arkadaşının taslak halindeki kitabını çalıyor ve sanki kendi kitabıymış gibi düzenleyip yayımlıyor. Kitap çok satanlara giriyor ve karakterimiz bir anda tanınmış, başarılı bir yazar haline geliyor. Ancak süreç boyunca sürekli yakalanma korkusu yaşıyor. Kitabının çalıntı olduğunu fark edenler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Bu korku karakterden bize de geçiyor ve okurken gerilim hiç azalmıyor.
(June'a özel) June’a bir türlü ısınamadım, hatta onu sevemedim desem yeridir. Yaptıklarının bana göre hiçbir mantıklı açıklaması yoktu. Üstelik her linçten nasıl daha güçlü çıkabildi, hâlâ anlamış değilim. Başta, tamam çalmış olsa da araştırıp emek verdi dedim ama yayınlarken Athena’nın anısına saygı duyup gerçekleri söylemeliydi. O an söylemediği için her şey bu noktaya geldi. Hatta sonunun da böyle olmaması gerektiğini düşünüyorum, açıkçası ben daha ağır bir son bekliyordum.
Bence orijinal yazar, bu kitabı kurgu olarak yazsa da belki de kendi edebiyat dünyasında yaşadığı sıkıntıları, hislerini bu karakter üzerinden bizlere aktarmış olabilir diye düşünüyorum.