Hazal

Hazal
Öğretmen
Lisans
Konya
27 Temmuz 1999
242 okur puanı
Haziran 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
1/10
·256 syf.·
2026 1. kitabı
Ben böyle yavaş akan bir kitap görmedim ve okumadım sanırım. Tam 2 senede bitirdim. Her seferinde elime alıp 2 sayfadan ileriye gidemedim. Elimde süründü desem yeridir. Bugün bitirdim ve şükrettim resmen. Yarım kalan kitaplardan hoşlanmam hiç. O yüzden zorlanarak da olsa okudum. Sonu bilinmezlikle bitti. O kadar okudum bari bi olay olsaydı, değseydi keşke. Yazarın kendi hayatı diye almıştım oysaki kitabı ama sadece gençliğini anlatmış. Trajedik ölümünden önce yazmış bu kitabı fakat yarım kalmış gibi. İleride evlendiğinden, çocukları olduğundan bahsetmemiş. Neyse okuduk, bitti.
Sırça FanusSylvia Plath · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201917,2bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
7/10
·200 syf.·
2025 5. kitabı
Evett yine elimde süründürdüğüm kitabı çok şükür bitirebildim. Kitap bir kafede geçen 4 ayrı hikâyeden oluşuyor. Karakterler aynı bu arada. İlk hikâyede içine giremediğimden dolayı kitabı okumak biraz uzun sürdü. Sonraki hikâyeler oldukça güzeldi. En çok etkilendiğim, bir hemşirenin kocasının alzheimer olmasıydı. Çok duygusaldı gerçekten. Sonrasında da en son hikâye olan ve kafenin çalışanlarından Kei'nin hikâyesi etkiledi beni. Hele son sahnede kahvenin soğumasını ben bile istemedim. Sanki gerçekmiş gibi :) Not: O elbiseli kadından çok korktum ya hayalet falan ama gerçek gibi oturuyordu ve sadece tuvalet için masadan kalkıyordu. Bence kitapta bu kadının hikâyesi de olmalıydı.
Kahve Soğumadan ÖnceToshikazu Kawaguchi · Epsilon Yayınevi · 202110bin okunma
4/10
·303 syf.·
2025 3. kitabı
Bu kitabı yine kardeşimin önerisiyle okumaya başladım. Açıkçası, kapağı ve ismi bana oldukça değişik gelmişti; bu yüzden ilgimi çekti. Okurken de aynı hissi devam ettirdi. Fakat benim gibi fazla kaygılı birisi için okuması biraz zordu çünkü ana karakter de çok kaygılıydı ve bu kaygıyı bize çok iyi hissettirdi. Karakterin yaşadığı gerilim hiç bitmedi, bu yüzden kitap boyunca sürekli bir gerginlik içinde hissettim. Kitabın konusuna gelecek olursak hikâye edebiyat dünyasında geçiyor. İki yazar arkadaş var. Bu arkadaşlardan biri (daha popüler olan) birlikte pancake yerken aniden ölüyor. Diğer karakterimiz ise popüler arkadaşının taslak halindeki kitabını çalıyor ve sanki kendi kitabıymış gibi düzenleyip yayımlıyor. Kitap çok satanlara giriyor ve karakterimiz bir anda tanınmış, başarılı bir yazar haline geliyor. Ancak süreç boyunca sürekli yakalanma korkusu yaşıyor. Kitabının çalıntı olduğunu fark edenler yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Bu korku karakterden bize de geçiyor ve okurken gerilim hiç azalmıyor. (June'a özel) June’a bir türlü ısınamadım, hatta onu sevemedim desem yeridir. Yaptıklarının bana göre hiçbir mantıklı açıklaması yoktu. Üstelik her linçten nasıl daha güçlü çıkabildi, hâlâ anlamış değilim. Başta, tamam çalmış olsa da araştırıp emek verdi dedim ama yayınlarken Athena’nın anısına saygı duyup gerçekleri söylemeliydi. O an söylemediği için her şey bu noktaya geldi. Hatta sonunun da böyle olmaması gerektiğini düşünüyorum, açıkçası ben daha ağır bir son bekliyordum. Bence orijinal yazar, bu kitabı kurgu olarak yazsa da belki de kendi edebiyat dünyasında yaşadığı sıkıntıları, hislerini bu karakter üzerinden bizlere aktarmış olabilir diye düşünüyorum.
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,3bin okunma
8/10
·309 syf.·
Beğendi
·
2025 2. kitabı
Uzun zamandır kitap okuyamıyordum; tam anlamıyla bir reading slump içindeydim. Ama "Sessiz Hasta" beni bu durumdan çıkardı. Gerçekten su gibi aktı, "iyi ki bu kitabı seçmişim" dedim. Kendimi tebrik ediyorum. Psikolojik gerilim ve gizem türünü zaten çok severim, bu kitap da tam olarak o aradığım dozdaydı. İçinde dedektiflik havası da var, ama klasik bir polisiye değil. O yüzden daha ilk sayfalardan itibaren içine çekiyor. Ayrıca kitapta herkesten şüphelendim. Aha! Katil bu kesin dedim. Ama dediğim gibi olmadı ve hiç beklemediğim birisi çıktı. Vay be, dedirtti sonunda. Ana karakterimiz Alicia, ünlü bir ressam. Bir gün kocasını beş el ateş ederek öldürüyor. Ya da biz öyle biliyoruz. Olayın ardından Alicia bir daha asla konuşmuyor. Ne savunma yapıyor, ne de suçu reddediyor. Medya bu hikâyeyle çalkalanıyor ve mahkeme sonunda onu bir psikiyatri kliniğine gönderiyor. İşte hikâye burada başlıyor. Alicia’nın sessizliğini çözmek isteyen bir psikoterapist "Theo Faber" devreye giriyor. Sonlara doğru şok oldum diyebilirim. Theo’nun Alicia’ya takıntısı ilk başta pek anlamlı gelmemişti ama sonradan taşlar yerine oturunca her şey daha da çarpıcı hale geliyor. Bazı detaylar ise bana biraz eksik geldi: Mesela, Gabriel'in sonu çok yüzeysel geçti. Bir yüzleşme sahnesi olmalıydı. Eşini neden aldattığını merak ediyorum açıkçası. Kathy ve Theo’nun ilişkisi de çok daha derin işlenebilirdi. Kadın sanki o olaydan sonra hiçbir şey olmamış gibi davranıyor. Mutsuzsa boşanmalıydı, aldatmak yerine. ( Ha bu arada bazı oturmayan şeyler daha var. Theo karısının aldattığını, Alicia hastanedeyken ağlıyordu. Bu olay aslında daha önce olmuş buna anlam veremedim açıkçası. ) Komşuları Barbie’nin de tutumu tuhaftı. Alicia’nın ondan hoşlanmadığını bilmesine rağmen sürekli ziyaretine gitmesi, elindeki
Roman
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202312,8bin okunma
7/10
·604 syf.·
2022 1. kitabı
Aylar süren bir maratondan sonra sonunda bitirebildim. Aslında kitap gizemini sürekli koruyordu fakat beni rahatsız eden nokta çok fazla internet haberi okuyormuş gibi hissetmemdi. Tamam anlıyorum yazarın bilgiler vermesi gerek ama dediğim gibi bunu daha sohbet havası şeklinde yapabilirdi. Sanki ben internette araştırma yapıyorum gibi oldu ve pek hoşlanmadım bu konudan. Konusu da ilgi çekici olduğu için günlük zorla 30 sayfa okudum mecbur. Sonu çok heyecanlandırdı beni. Sonu gibi yazılsaydı her sayfa belki daha hızlı bitirebilirdim çünkü sonunu gerçekten çok daha heyecanlı hissederek, acaba ne olacak diyerek okudum. İstediğim gibi bitti mi bilemiyorum yazarın hayal gücüne karışmak istemem tabii ama Hakan'ın kaçıp gitmesini istemezdim açıkçası ve mirasi Melek'ten almasını ama yine ona kol kanat germesini isterdim. Vee Ahu gerçekten Hakan'ı yıktığın gibi benide yıktın hiç beklemiyordum böyle yapacağını. Bazı yerler düşününce biraz garip geliyor bana. Misal Melek kaçırıldığı gün Hakan'ın yanına geldiği zaman birçok şeyi biliyordu galiba ama sonunda Hakan'ın anlattıklarına şaşırdı biraz ilk defa duyuyormuş gibiydi. Sonra Hakan en yakın arkadaşı Ali ölünce çok sakindi yani adam ölmüş ama hala araştırıyordu tabloyu. Ama ne yalan söyleyeyim Hakan tünelde yürüdükçe ben yürüdüm gibi hissettim gerçekten yazarın hakkını vermek lazım burada. O farelerin ayağına değmesi, karanlık ve dar olması, ileride kapının olup olmaması ve en önemlisi bulmaca çözer gibi olayların çözülmesi güzeldi gerçekten hissettirdi o duyguyu yazar. Bu arada yazarın tek ve ilk romanı olduğunu ve aslında mühendis olduğunu duyunca ayrı şaşırdım ama ancak bu tünel detayı falan bir mühendis ağzından yazılabilirdi bence. İstanbul'a bir kere gittim ve iyiki de gitmişim ve sonra bu kitabı okudum diyorum. İstiklal
Roman
TekvinArif Ergin · Doğan Yayınları · 20182,725 okunma