Elime aldığımda yavaş yavaş okuduğum, içime sindire sindire her bir detayını hissettiğim, belki de bitmesin diye bu kadar yavaş okuduğum tek kitap... Çocuk zihninin saf dünyasını bizim gözümüz önüne seren, içimizde bir yerde bize sıcacık duygular yaşatan harika bir eser. Ah küçük prensim, "Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin." ve bu vesileyle hepimizin.:) Ayrıca çocuk kitabı değil de, tam bir yetişkin kitabı sanki. Hala bize bilmediğimiz şeyler öğretebiliyor.
Bireyin kendi iç dünyasını, ruhsal portresini, benliğini, alışılagelmişin dışında etkileyici bir saydamlıkla ele alan, yine Zweig'in belki de kendi iç çöküşlerini anlatan bir eseri... Yargı, hukukun işidir, bırakın biz insanı 'anlamayı' seçelim.
Yaşanması muhtemel en kötü şey bile belirsizlikten daha iyidir... Çünkü insan belirsizlikten korkar. Bir gün ölmek, her gün korkmaktan iyi midir?.. Bence de iyidir.
Kitap bir grup çocuğun, bir mercan adasındaki hayatta kalma ve birlikte kurtulma mücadelesini anlatıyor. Tabii ki birlikte yaşamak öyle kolay değil, kurallar, iş bölümleri, demokrasi, liderlik... Fakat "insan"ın doğası bu güzelim adada bile huzurla yaşamaya izin vermiyor ve cennet denilen ada kitabın sonunda neredeyse bir cehenneme dönüşüyor. Kitabın başında kurtulmanın en önemli parçası olan "ateş" kitabın sonunda bütün bir adayı sarsa da işe yarıyor.
Kitabın ilk bölümüne başladığımda hikayenin insan üzerinden hareket edeceğini düşünmüştüm. Ancak ikinci bölümden itibaren bir 'kurt' un hayatını, yine o hayvanın gözünden anlatan, hatta bunu doğumdan başlayarak hayata alışması, insanı 'tanrı' yı tanıması, hayatındaki dönüm noktalarıyla ele alan ve belki de hayvan-insan ilişkileri üzerinden dünyaya bakış açılarını bu kadar güzel açıklayan bir kitabı bu kadar içselleştirerek okuduğum için çok mutluyum. Belki de 9 vermemin sebebi yüreğimde Beyaz Diş'in sevgisini, korkusunu, mücadelesini bu kadar hissedebilmemdendir. Ve unutmayın 'saf sevgi' her şeyi değiştirir ve güzelleştirir.:)