Bitirip tadı damağımda kalan bu kitabı bir yıldır okumayı erteliyordum. Belki geçen yıl bu vakitlerde elime geçtiğinde okusaydım, "Başarılı bir kitap, ilginç kurgu." Diyip geçerdim. Şimdiki gibi beğenirdim ama şimdiki gibi oturup -bir müddet de kalacak gibi- kalmazdı zihnimde, dokunmazdı güncel yarama.
Meğer ben Uzunharmanlar'daymışım. Öldürmemişim kendimi fakat ölme isteğimi çok güzel bastırmış, saklamışım kendimden. Belki manasız geldiğinden ölüm, yaşamaya dair umudum, hayatın varlığını sevişimden midir nedir biraz daha izle şu rüyayı ha gayret diyip yüreğimi devam etmeye cesaretlendirmişim. Ne Leylaymışım ne Musa olmaya niyetim varmış. Erzurumlu Teyzem olsaymış, saçlarımı okşasa, evladım dese geçecekmiş her şey, bir tane seni anlıyorumlarla karışık sarılmalı ağlama seremonisi silip süpürecekmiş ne ölüye ne diriye benzer halimi... Ve ahali hiç zorlanmayacakmış beni ikna etmede (kovmada). Çünkü inanmak istiyormuşum onlara. Sabri sürecekmiş Uzunharmanların çıkışına, götürecekmiş evime.
Uzunharmanlar'da bir davetsiz misafirim, benim düşünmemi istiyorlar, beni yaşamaya itmek istiyorlar. Yıllar önce "Yaşamak için nedeni olan kişi, hemen her nasıla katlanabilir." (İnsanın Anlam Arayışı) diye düşünen ben, o nasılların altında ezilmiş nedenimi ya hepten kaybetmiş ya da ta uzağıma itmiştim. Onu arayıp tarayıp tekrar bulmamı istiyorlar. Hemen her nasıla katlanmamı...