Hasan BİRCAN

Bir ömürün boşa harcanması beni inanılmaz ürküten ve üzen bir şey. Özellikle de gençlik yıllarının. Çevrem böyle insanlarla dolu. Bunu iki farklı başlıkta inceleyebilirim. Birisi, gerçek duyguları
Tam değişti, artık düzelmek üzere diyorum ama yine her şey en başa sarıyor. Hani rüyada bir şeyden kaçmaya çalışırsın ama bir türlü kaçamazsın, koşamazsın, hep bir şeyler engel olur ya. Tam da öyle bir şeyin ortasındayım. Kendi gerçekliğimi nasıl başka şeylerle bastırmak istesem de bir yerden mutlaka patlak veriyor. Bu anı daha önce yaşamıştım, tekrar yaşayacağımı da biliyorum. Sadece sürecin içinde takip ettiğim yolları değiştiriyorum.
Bulunduğun andan mutlusundur ama geçmişte de öyle şeyler yaşamışsındır ki o anlara hapsolup çıkmak istemezsin. Ne kadar mutlu olursan ol, geçmişi düşününce bi duraksayıp bir daha öyle mutlu olamayacağın fikrine kapılırsın. Artık her şey senin için zehir olmuştur. Bunun için bulabildiğim sadece iki çıkış var. Birisi düşünmeye bile vakit ayıramayacak şekilde yoğun yaşamak, diğeri ise hiçbir şekilde mutluluğu istemeden, hazlardan uzak durarak yaşamayı benimsemek. Elbette ki keşiş olamayacağıma göre sadece birinci seçenek elde kalıyor. Bu sefer de robottan ne farkım kalıyor. Beni insan yapan özelliklerimi yok saymış oluyorum. Konuya bir örnekle daha derin girecek olursam: Geçmişte birisinden öyle hoşlanmışsındır, onunla o kadar keyifli vakitler geçirmişsindir; zevkleriniz, fikirleriniz, hedefleriniz ve mizahınız öyle uyuşuyordur ki bundan sonra asla o kişiyle beraberken yaşadığın duyguları yaşayamayacakmış gibi hissediyorsundur ama artık bir daha olmamak üzere bitmiştir. Artık onu unuttuğunu düşündüğünde ve yeni birisinden hoşlanmaya başladığını düşündüğünde yine pat diye aklının bir köşesinde belirir. İster istemez kıyaslama yaparsın. Çıtayı zamanında öyle yükseltmiş ki her yeni gelende bir eksiklik görüyorsun. İşte bundan kurtulmak istiyorum...
Kelebeğin ömründen biraz uzun, elde olmayan sebeplerden ötürü hayal kırıklıklarıyla dolu, kendine az zaman ayırarak geçen, üstüne üstlük evrendeki büyüklüğü göz ardı edilecek kadar küçük bir gezegeni bile tam anlamıyla gezemeden mutsuz bir şekilde bitiveren bir ömür. İnsan ister istemez devamında daha adaletli ve mutlu yaşam istiyor. Belki de temelde bir Tanrı arayışına iten düşünce budur. Boşuna yaşadığını düşünmek yerine daha sonra bir mükâfata kavuşacağını düşünmek insanı bir nebze olsa da rahatlatır.
Döngü aksamadan devam ediyor. Tam birşey olacakken tekrar en başına sarıyor, her şey altüst oluyor. İşin garip yanı da ; her seferinde bir öncekinden farklı olacağını düşünmem...