Ayrıca geçmişi düşünmek iyi bir şey.
Filozof George Santayana 1905 yılında, geçmişi hatırlayamayanların onu tekrarlamaya mahkûm olduklarını söylemişti. Bu korkunç tekrarları, alınmayan derslerin dehșetini, yirmi birinci yüzyılın da yavaş yavaş yirminci yüzyılın kaba saba bir yorumuna dönüştüğünü görmek için haberleri açmak yeterli.
Biraz sessizleşiyor. Derken aklına bir şey geliyor. ''Gerçeğin söylemem gerektiği kadarını değil, cüret edebildiğim kadarını söylüyorum ve yaşlandıkça cüretim artıyor.''
''Sakın bu...'
''Montaigne'in ta kendisi.''
''Vay canına. Hala seviyorsun demek.''
Yaşanmamış zamanlar buzun ötesindeki topraklar gibi. Nasıl bir şey olacağını tahmin edebiliriz ama asla emin olamayız. Tek bildiğimiz içinde olduğumuz andır.
''Aşık olduktan sonra bizi yöneten, bizden daha büyük bir şey olduğunu düşünmeden edemiyorsun. Tam olarak biz olmayan. İçimizde yaşayan, içimize hapsolmuş, bize yardım etmeye ya da canımıza okumaya her an hazır bir şey. Bizler kendimize sırrız. Bunu bilim bile biliyor. Zihnimizin nasıl çalıştığına dair en ufak bir fikrimiz yok.''