Düşüncelerimi göğe yükseltmeye çalıştığımda, karşımda beni mahkum eden bir boşluk buluyorum; öyle ki düşüncelerim keskin bıçak gibi bana geri dönüp ruhumu yaralıyor.
O sırada tek isteğim vardı, o da ölmek. Ne arafı, ne de beni cehennemlik yapan günahlarımı anımsıyordum. Tanrı'yı görmek arzusuyla yanıp tutuşmak bana her şeyi unutturmuştu.
Havayı bölen ve ayağını yerden kesen kuşlar gibi değil de, ekinlerin arasında salınan rüzgar gibi, denizin tatlı titrekliği gibi ve bulutların hülyalı seyri gibi hafifti yürüyüşüm. Varlığım, denizin derinliklerinin şeffaflığıydı, gecenin sessiz ve eskilerde kalmış mutluluğuydu, öğlenin sessizliğinde konuşan yalnızlık yankısıydı. Her duygu ezgili bir yankıyla ruhumda tatmin ve istirahat buluyordu. Her bir düşünce zihnimde mutluluğun yüce ışığında dönüşüyor, en uçup kaçıcı ve en tuhaf fikir, en zengin ve en derin düşünce oluveriyordu.
Çocukluğum için Tanrı'ya yakardım, işte geri geldi çocukluğum ve öyle hissediyorum ki, çocukluk, eskiden nasılsa yine öyle ağır ve hiçbir işe yaramamış yaşlanmak.