Handan Karataş

Handan Karataş
İş ve Meslek Danışmanı
Akdeniz Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği DPÜ İSG Yüksek Lisans
Isparta
Ankara, 25 Haziran 1991
145 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
Batı’nın Kökleri Doğu’da Filizlenir
Puan vermedi·256 syf.··
2025 145. kitabı
Ekrem Akurgal’ın Doğu ve Batı kitabı; uygarlıkların birbirine nasıl dokunduğunu, kültürlerin sınır tanımayan bir akış içinde nasıl birbirini beslediğini gösteren güçlü bir anlatı. Akurgal, yıllarca Batı merkezli bakış açısının gölgesinde kalan Mezopotamya ve Yakın Doğu’nun, Antik Yunan sanatına kattığı derin izleri gözler önüne seriyor. Kitap, okuru Mezopotamya’nın görkemli saray kapılarından Fenike’nin denizlere açılan gemilerine, Hititlerin taş işçiliğinden Babil’in efsanevi surlarına kadar uzanan bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculukta yalnızca eserlerin estetik yönünü değil, taşıdıkları kültürel mirası ve dönemin ruhunu da hissettiriyor. Akurgal’ın anlatımı, akademik titizliği korurken okuru kuru bilgilerle boğmuyor; tam tersine, her sayfada geçmişin sesini duyuruyor. Taşların, çinilerin, bronz heykellerin fısıldadığı hikâyeler, satır aralarından yavaşça yükseliyor. Kitabın yüksek baskı kalitesi, kuşe sayfaları ve güçlü görsel desteği, bu tarih yolculuğunu adeta bir sergi salonunda gezer gibi yaşatıyor. Doğu ve Batı, sanatın tek bir coğrafyanın tekelinde olmadığını, medeniyetlerin birbirinden beslenerek büyüdüğünü hatırlatan çok değerli bir eser. Akurgal’ın kalemiyle Mezopotamya, yalnızca antik bir coğrafya değil; Batı sanatının damarlarında dolaşan bir yaşam kaynağı olarak yeniden anlam kazanıyor. Kısacası bu kitap, hem sanat tarihi meraklıları hem de geçmişin kültürel bağlantılarını keşfetmek isteyen herkes için raflarda başköşeyi hak eden, ufuk açıcı bir çalışma.
Doğu ve BatıEkrem Akurgal · Kronik Kitap Yayınları · 202476 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·80 syf.··
2025 14. kitabı
Freud’un Din Eleştirisi: Bir Yanılgının Geleceği Üzerine Sigmund Freud’un Din adlı kitabı, dinle ilgili şimdiye kadar yazılmış en cesur eleştirilerden biridir. Freud bu eserde dini, insanın korkularından ve çaresizlik hissinden doğmuş büyük bir yanılsama olarak tanımlar. Ona göre Tanrı inancı, çocuklukta babaya duyulan hayranlık ve korkunun yetişkinlikte sürdürülmesinden ibarettir. Yani Tanrı, aslında insan zihninin yarattığı bir baba figürüdür. Freud’un iddiası çok nettir: Din, bize rahatlatıcı bir masal sunar. Ölüm korkusunu yatıştırır, başımıza gelen felaketlere bir anlam kazandırır. Ancak bunların hiçbiri gerçeği kanıtlamaz. Sadece teselli eder. Freud’un ifadesiyle, din “arzularımızın tatmini için uydurulmuş bir yanılsamadır.” Kitabın en çarpıcı noktalarından biri, Freud’un dine sadece bireysel bir inanç olarak değil, toplumu şekillendiren bir kurum olarak da meydan okumasıdır. Ona göre insanlık artık çocukluk döneminden çıkmalı ve aklın rehberliğinde ilerlemelidir. Din ise tam tersine, bizi sürekli bebek kalmaya zorlar. Freud, dine güvenmek yerine bilimi ve mantığı rehber edinmemiz gerektiğini savunur. Elbette bu yaklaşım birçok insan için rahatsız edicidir. Freud, dinin insanlara anlam ve aidiyet sağladığını neredeyse hiç önemsemez. Onun gözünde bunlar, gerçeği kabullenmemek için sığınılan duygusal kalkanlardır. Bugün bile pek çok kişi onun bu kadar sert bir şekilde inançları eleştirmesini aşırı bulur. Yine de Din sadece bir eleştiri kitabı değil, aynı zamanda önemli bir tartışma başlatır: İnsanoğlu, dinsiz bir hayatı psikolojik olarak kaldırabilir mi? Toplumun etik değerleri dinden bağımsız şekilde ayakta kalabilir mi? Gerçekle yüzleşmek, hayali umutlardan daha mı değerlidir? Freud’un bu kısa ama sarsıcı kitabı, dinin kökenlerini ve geleceğini
DinSigmund Freud · Kafe Kültür Yayıncılık · 201554 okunma
Puan vermedi
Gecenin Şarkısı Ay, bugün yine usul usul yeryüzüne indi. Lorca’nın dizelerinde sustuğu gibi sustu kalbim de. Karanlık, beyaz güllerin üzerine düşerken senin adını mırıldanıyor. Bir zamanlar gözlerinde sakladığım bütün yıldızlar, şimdi uzak bir masalın sessizliğine karıştı. Seninle geçen geceler, sanki ay ışığından dokunmuştu. Parmak uçların, kederli bir flamenco’nun tınısı gibi tenime değiyordu. Biliyordum, ne kadar seversem seveyim, aşk hep biraz yarım kalacaktı. Lorca’nın söylediği gibi: “Aşk, bir çölün ortasında suya dokunmak gibi… Avuçlarımda bir damla serinlik, gözlerimde sonsuz bir susuzluk…” Sen gittiğinden beri rüzgâr bile başka esiyor. Her akşam balkonumun demirlerine konan o küçük serçe, seninle konuşur gibi ötüyor. Ay hâlâ aynı yerde yükseliyor ama ben başka bir kadınım artık; Bekleyen, özleyen, ama unutmaktan korkmayan bir kadın… Bir gün yine Lorca’nın dizeleriyle buluşacağız belki, O zaman gökyüzü bizim için biraz daha mavi olacak. O zamana dek, Senin adını gecenin en güzel yerinde saklayacağım. Ay orada, kalbim burada… Ve aşk, yine hep biraz eksik ama hep biraz sonsuz kalacak...
Kanlı DüğünFederico Garcia Lorca · Everest Yayınları · 20221,948 okunma
"Her kadın biraz sürgündür kendi kalbinde "
Puan vermedi·280 syf.··
2025 9. kitabı
·
16 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2025 19:22
“Mimoza Sürgünü” – Kalbin Sürgün Yerinde Açan Sessiz Bir Çiçek Bazı kitaplar vardır, okurken değil, bittikten sonra ağır ağır dokunur insana. Mimoza Sürgünü tam da böyle bir kitap... Nazan Bekiroğlu, kelimeleriyle yaralara merhem değil, o yaraları incelikle anlatan bir dokunuş bırakıyor. Bu kitap, yarım kalmış bir aşkın, sessiz bir bekleyişin, içe dönük bir sürgünün hikâyesi… Ve her cümlesi şu duyguyu fısıldıyor: “Her kadın biraz sürgündür kendi kalbinde.” Mimozalar gibi narin, kırılgan ama dirençli... Kalbin en sessiz yerinde büyüyen bir hüzün bu. Ve biz sadece okurken değil, hissederken de çoğalıyoruz. Nazan Bekiroğlu severlere (ve henüz tanışmamış olanlara) bu kitabı yürekten öneririm.
Mimoza SürgünüNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20203,119 okunma
Puan vermedi·639 syf.··
2025 11. kitabı
Yaşar Kemal’in İnce Mehmet romanı, sadece bir eşkıya hikâyesi değil, aynı zamanda zulme karşı duran bir insanın direnişini ve halkın adalet arayışını etkileyici bir şekilde anlatan güçlü bir eserdir. Romanı okurken en çok etkilendiğim şey, Mehmet’in sıradan bir köylü çocuğu iken baskıya, haksızlığa ve sömürüye karşı bir sembol hâline gelmesidir. Mehmet’in yaşadığı haksızlıklar, köy ağalarının zalimliği, her birimizin temel hakkı olan gıda, barınma,sağlık ve en önemlisi sevilme duygusuna bile ulaşmak için uğradıkları haksızlıklar beni derinden etkiledi. Yaşar Kemal’in doğayı ve insanı anlatmadaki ustalığı sayesinde, roman boyunca Anadolu’nun çetin coğrafyasında Mehmet’in yaşadığı acıları ve umutları adeta ben de yaşadım. İnce Mehmet'in zalime boyun eğmemesi, bana cesaretin ve onurun ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Kısacası, İnce Mehmet, yalnızca bir kahramanlık öyküsü değil; insanın adalet, özgürlük ve onur mücadelesinin simgesidir. Her okuyanın kendinden bir şey bulabileceği, düşündürücü ve sarsıcı bir eser olduğunu düşünüyorum.
1000Kitap
İnce Memed 4Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202121,6bin okunma