Platon hiç evlenmemişti. O, erkekler arasındaki "saf ve duru" aşkı, kadınla erkek arasında tutkulu bir arzuya dayandığını düşündüğü aşktan daha üstün tutuyordu.
Kadının "öteki", yani erkeğin antitezi olduğu görüşü Yunan dramlarında açıkça karşımıza çıkıyor. Batı kültüründe cinsiyetler düalizminin böylesine yerleşmiş olmasında, Platon'un ve Aristoteles'in rolü hiç de azımsanmamalı. Onlar bu görüşü felsefi ve bilimsel yönlerden temellendirdiler.
Erkeğin eşine ihaneti boşanma nedeni sayılmıyordu. Fakat bir kadın kocasına ihanet ederse ya da kendisine tecavüz edilmişse, kocası onu evden atabiliyor ve oracıkta boşayabiliyordu. Bunu yapmayan erkeğin bütün vatandaşlık hakları elinden alınıyordu. Böyle bakıldığında, dünyanın bu ilk demokrasisinde kadınlar, otokrat yönetilen Babil kadınlarından daha kötü durumdaydılar.