Bir defasında Botswana'da koruma altındaki bir arazide yürüyen bir fil sürüsünü gözlemliyordum ki sürünün lideri olan dişi fil Bontle yere yığıldı. Diğer filler Bontle'ın bir sıkıntısı olduğunu fark edince dişleriyle onu kaldırmaya çalıştılar. Bu işe yaramayınca, bazı genç erkekler yine onu kendine getirmek amacıyla taşımaya çalıştılar. O zamanlar dört yaşında olan yavrusu Kgosi, hortumunu annesinin ağzına soktu. Yavru filler annelerini böyle selamlardı. Sürüden bir homurtu yükseldi ve yavru da çığlık atar gibi bağırmaya başladı fakat sonra hepsi birden sustular. Bu noktada Bontle'ın öldüğünü anladım.
Birkaç fil ağaçlara doğru gidip, yapraklar ve dallar kopararak Bontle'ı bunlarla örttüler. Diğerleri de üzerine toprak attılar. Sürü iki buçuk gün boyunca Bontle'ın başında matem içinde bekledi. Sadece yemek içmek için başından ayrılıyor, sonra geri dönüyorlardı. Yıllar sonra, kemikleri kuruyup dağılmış ve devasa kafatası kurumuş bir nehir yatağına saplanmış olmasına rağmen, sürü hala yanından geçerken durur ve birkaç dakika sessizce bekler. Geçenlerde artık sekiz yaşına gelmiş büyük bir genç erkek olan Kgosi'nin kafatasına yaklaştığını ve hortumunu Bontle'ın ağzının olduğu noktaya doğru yaklaştırdığını gördüm. Bu kemiklerin onun için genel bir anlamı olduğu aşikardı. Fakat onu görseydiniz, siz de benim inandığım şeye inanırdınız; bu kemiklerin bir zamanlar annesi olduğunu bildiğine.