Büyüyünce Ne Olmak İstiyorum Bilmiyorum
Evet hala gencim ve bir şey olmak zorunda değilim. Ama bir gün gençliğim biticek ve karar vermek zorunda kalıcam. İstediğim kararı vermek için şimdiden çalışmam gerekiyor ama ben ne olmak istediğimi bilmiyorum. Şuan her şey ilgi çekici geliyor. Sanki her şeyi yapabilirmişim gibi. Kendimi küçümsemiyorum, elbet çalışırsam yaparım. Ama gerçekten yapmak istiyor muyum? Gerçekten ne yapmak istiyorum? Kendimi tanımaya çalışıyorum, nelerden zevk aldığımı anlamaya çalışıyorum ama bu ülkede geleceğim sadece yeteneklerim veya zevklerim üzerinden ilerlemiyor. Hem sıkılmayacağım, hem para kazanabileceğim, hem de ailemi gururlandırabileceğim bir şey seçmem gerekiyor. Önemli bir seçim. Bunun üzerimde baskı kurmasına izin vermekten nefret ediyorum ama elimden bir şey gelmiyor. Herkesin dilinde bu kararın geleceğimi etkileceği varken nasıl olurda stres olmam. Ama sonra hala genç olduğumu hatırlıyorum. Hala daha yirmilerine gelmemiş bir genç kız olduğumu. Önümde uzun bir gelecek olduğunu - ve tabi yaşarsam - düşünüyorum. Kendimi yirmilerimde otuzlarımda ve belki kırklarımda bulabilirim ama elbet bir gün bulucam. Benim de bir hayalim bir hedefim olucak. Ve onun için çalışmaktan gurur duyucağım. Aynı kendimle duyduğum gibi.
Duygu ve Düşünce
Ben yaşama sebebimi buldum hedefim belirli ve değişmeyecek bundan sonra ne yıkılırım ne de kırılırım
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çorak Deniz Sarayı. Bu isim karşıma çıkıp duruyordu. Ciğerdeşen ve akrabaları kellemi oraya postalamaktan bahsetmişlerdi, yani kibarca Tony’yi serbest bırakmalarını sormak olasılık dışı kalacaktı. Fark etmezdi. Artık gideceğim kesin bir hedefim vardı, karşıma çıkacak her şeyle mücadele edebilirdim. Gülle boğazımdan buhar olup uçtu, yeniden nefes almaya başladım... Sırlar, ihanetler ve tehlikeli bir yolculuk… Tiffany MacKenna için hayat, kaybolan ikiz kardeşi Tony’yi bulmaya çalışırken bildiği tüm gerçeklerin sarsılmasıyla altüst olur. Küçük bir kasabanın loş sokaklarından, kadim efsanelerin yankılandığı karanlık ormanlara uzanan bu hikâyede, Tiffany’nin yolu, büyülü yaratıklar, gizemli geçmişler ve beklenmedik dostlarla kesişecek. Peşine düştüğü ipuçları, onu masalların bile cesaret edemediği diyarlara sürüklerken, Tiffany artık sadece kardeşini değil, kendi kaderini de keşfetmek zorunda kalacak. Fakat sorulması gereken asıl soru: Periler, insanların gerçekten dostu mudur, yoksa en tehlikeli düşmanları mı? MacKenna ailesinin gizemli geçmişiyle ve Çorak Deniz Sarayı’nın derinliklerindeki karanlıkla yüzleşmeye hazır olun. Kapıyı bir kez açarsanız, geri dönüşü olmayabilir…
ben ancak ölsem yaranabilirim onlara. ben belki ölsem bile yaranamam onlara. ne hedefim ne amacım var ya benim. öyle boşuna yaşıyorum. ölsem yeridir.
Vatikan için 1917 Bolşevik Devrimi, yeryüzündeki en büyük tehditti. Çünkü komünizm devlet ateizmini savunuyor, kiliseleri kapatıyor ve dinin toplumsal gücünü yok ediyordu. Reichskonkordat (1933): Hitler başa geçer geçmez Vatikan ile bir anlaşma imzaladı. Papalık, Katolik Kilisesi’nin Almanya'daki haklarını korumak karşılığında Nazi rejimini meşru olarak tanıyan ilk uluslararası güçlerden biri oldu. "Sessiz" Papa XII. Pius: Savaş boyunca tahtta oturan Papa XII. Pius, Nazilerin Avrupa'daki katliamlarına ve Yahudi soykırımına karşı ciddi bir ses çıkarmadığı için bugün bile tarihçiler tarafından ağır şekilde eleştirilir. Bunun en büyük sebebi, Papanın Nazileri, Avrupa’yı komünizm dalgasından koruyacak "Hristiyanlığın askeri kalkanı" olarak görmesidir. Vatikan için Hitler geçici bir delilik, ama Sovyetler kalıcı bir inançsızlık tehdidiydi. İngiltere ve Fransa’nın (özellikle Chamberlain dönemi İngiltere'sinin) İkinci Dünya Savaşı öncesindeki dış politikası tek bir kelimeyle özetlenir: Yatıştırma. Münih İhaneti (1938): İngiltere ve Fransa, Hitler’in Çekoslovakya’yı parça parça yutmasına izin verdi. Neden? Çünkü Hitler açıkça "Benim asıl hedefim doğu (Lebensraum - Hayat Sahası), yani Sovyet toprakları" diyordu. Batı kapitalizmi, Hitler'in önünü açarak onun namlusunu doğuya, Moskova'ya çevirmesini istedi. Hesap Şuydu: Nazi Almanya'sı ile Sovyet Rusya birbirine girecek, iki totaliter sistem birbirini cephede tüketecek, kapitalist Avrupa ise arkasına yaslanıp bu iki tehdidin birden yok oluşunu izleyecekti. Stalin Oyunu Gördü: Stalin, Batı'nın kendisini Hitler'in önüne yem olarak attığını fark ettiği için 1939'da ani bir manevrayla Molotov-Ribbentrop (Nazi-Sovyet) Saldırmazlık Paktı'nı imzaladı. Bu imza, kapitalist Batı'nın oyununu bozdu ve Hitler ilk darbeyi batıya (Fransa
Tarih
Mayıs Okuduklarım & Haziran TBR (Yappingte Şampiyonlar Ligi)
Mayıs ayı, yine-yeni-yeniden çok dengesizdi. Ben bile bu kadar dengesiz değilim/j Kimi zaman, YKS25 sınavındaki sanat eserini çöp sanıp çöpe atan hizmetçi kadar süzme; kimi zaman Kintsugi sanatı gibi kendini kusurlarıyla dahi kabul eden hatta o kusurları daha da ön plana çıkaran o sanat türü gibi kendiyle barışık & mutlu hissettim. Ortasıysa hiçbir zaman kapımı çalmadı. Yaşadığım sıkıntı büyük ölçüde hobilerime yansıdı tabii. Özellikle kitap cephesi bundan fazlasıyla nasibini aldı: Kitap okumak, benim için aylar önce korktuğum şekilde yük haline geldi. Kitapları özümseyerek okumadım aksine vicdanımı rahatlatmak için bir araç niyetine kullandım. Sonucu ağır oldu gerçiçdğwdğwdwpğ. Vicdanım sadece kısa süreli rahatladı. Günün sonunda eylemleri yüzünden kitap okumaktan iyice soğumuş kendimle kaldım. Ama dengesiz demiştim ya ay hakkında, atlatmanın yolunu da buldum fazla gecikmeden. Yanlış anlaşılmasın, çok sıkıntı çektim süreç içinde. Sabotajcı iç sesim otoriter oldu, keyif aldığım şeylerin bana yine zevk vermemesinden korkup kaçtım. Ancak, tüm hayatıma entegre ettiğim bir sözü, düşünceler susana dek telkin ederek çıktım bataklığımdan: Yarına sağ çıkıp çıkmayacağım bile belli değilken ben ne diye saçmalıklara harcıyorum zamanımı? Ben, her zaman hayata en ufak rüzgarda uçup giden bir yaprak olmadığımı, iz bırakmak için geldiğimi düşündüm. İz bırakmak istiyorsam, sevdiğim şeyleri dibine kadar tatmak istiyorsam bir kelebeğin ömrü misali zamanı değerlendirmem gerekmez mi? Gerekir. Ben de kazandığım bu farkındalıkla yeni bir pencere açtım hayatıma. Ancak o pencere, direndiğim o rüzgarı beraberinde getirdi. Hâliyle yanlışım sandım. Sonra anladım, panzehirim rüzgarmış. Yıkılmakmış. Kitaplardan, çok sevdiğim şeylerden kendimi soğutmam yüzeysel bir olay değilmiş. Kendimi
1000Kitap